izledimler

Green Book

Sinemada izlemek nasip oldu nihayet bu filmi. Gerçek hayattan bir parça olması etkileyici. Kötü önyargının acımasızlığı ve insanlara verdiği zararı ne etkileyici ifade etmiş. İzlerken birçok yerinde sinirden kudurdum. Anlam veremiyorum bir insana renginden dolayı nasıl böyle davranıldığını. Tabi bu filmde renk meselesi, ırk meselesi var. Fakat hayatımızda ise mezhepti, memleketti, statüydü, engelli olmaktı, eşcinsellikti, ateistti, şuydu buydu o kadar çok örnek var ki yaftalamaya, haksızlığa, saygısızlığa dair…

En iyi film Oscar ödüllü bu film. Filmin başka başka da ödülleri var elbet isimlerini hatırlamadığım. İlgiyle keyifle ve bazen de hüzünle izlettiriyor film kendini. Araya serpiştirilen esprili anlar ise pek tatlı. Başrollere bayıldım. Muhteşem oynamışlar bana kalırsa…

ASLIFİKİR 🙂 ( bundan sonra izlediğim filmlere böyle yazmak istiyorum 🙂 anafikir babında 🙂 😛 )

” Herkesten mutlaka birşey öğrenirsin kimseyi küçümseme, yargılama ” 

Reklamlar
izledimler, şundan bundan

Film fırtınası…

İzlediğim filmlerden kısa kısa bahsetmek isterim.

” Birthmarked ” ilginç bir film. Ebeveynlik, çocuk yetiştirme konusuna ilgi duyuyorsanız izleyin derim. İki bilim insanı 3 çocuk yetiştiriyor fakat emelleri başka…başka ama bu kadar basit değil çocukları kobay yapmak…

” Dead in a Week : Or Your Money Back  ”  Ölmeye karar veren ve defalarca deneyen bunu da başaramayan genç evladımız sonunda kendini öldürtmek için bir kiralık katil tutuyor. Katille anlaşma anları çok keyifli 🙂 Fakat işler umulduğu gibi gitmiyor… Farklı bir komedi…

” The Back-Up Plan ” bir Jennifer Lopez filmi. Severim hatunu ve bazı şarkılarını. Konusu da ilgimi çekince izlemek kaçınılmazdı. Tatlı bir aşk filmi. Annelik arzusuyla yanıp tutuşan Jennifer fıstığı artık ümidi kesiyor aşktan ve kendine sperm yükletiyor 🙂 benim tabirim bu 🙂 🙂  veeeeee gerisini merak ediyorsanız izleyin. Ben keyifle izledim..

” Book Club ” Yaşları ilerlemiş 4 yakın arkadaş her ay bir kitap seçer okurlar ve üzerine sohbet ederler. Bu sefer seçtikleri kitap erotiktir. Şu ünlü ” Grinin Elli Tonu ” kitabı 🙂 Ve bu kitapla maceralar başlar .. Eğlenceli bir kadın filmi 🙂 Gençliğimin Don Johnson ını da filmde görmek hoş oldu..

” Little Miss Sunshine ” filmi eski bir film. 2007 filmi. Epeydir izlemeye niyetlendiğim ama bir türlü izleyemediğim. Nihayet izledim. Şeker bir film. Filmin en şekeri tabi ki küçük tatlı kız.. Hele de ağladığı sahne yok mu.. naif bir aile filmi. yer yer hüzünlü..yer yer komik.

 

 

 

izledimler

Hitler dünyaya geri gelirse….

Film sitelerinde gezinirken afişini görünce ilgimi çekti. ” Er ist wieder da ” 2015 yapımı bir  Tarih filmleri sevmem pek. Eşim için bakayım dedim. İyi ki de bakmışım epey ilginç bir filmdi. Eşimle izledik. Film meğer kitaptan uyarlamaymış. Tımur Vermes miş yazarı.

Hitler 21. yüzyılda Almanya’ da uyanıveriyor.. İnternet, bilgisayar, gençlik, Almanyadaki azınlıklar, televizyon….. herşeyi kurcalıyor. Benim en çok hoşuma giden halkın gerçek tepkilerine doğal konuşmalarının da kurguya katılması idi.

Sözcü, Hürriyet gazetelerini görmek, türklerin de adının geçmesi ilginçdi tabi.

Farklı bir film izlemek isterseniz.. kara komedi severseniz..tarihe de biraz meraklıysanız izleyin derim.

izledimler

Filmlerden bir demet..


Juliette Binoche’ u severim. Fransız filmlerini de… ” La vie d’une autre ” filmin adı. “Başka Bir Kadın ” olarak çevirmişler bizde. Uyandığında kendini yıllar sonrada bulan bir kadının gel gitleri… Ben beğendim, ilgiyle izledim.

Anaokulu Öğretmeni yani The Kindergarten Teacher filmi hüzün verici kasvetliydi. Buna rağmen merakla izletiyor kendini. Kadının takıntılı hali ve gerçek hayattan kopuşu. Çok duygusal olmak, hassas olmak insana zarar işte… bu film de net bunu gösteriyor bence.. Öğretmenlik ne kadar önemli bir meslek. Hele de anaokulu öğretmenliği.

” Cebimdeki Yabancı ” türk filmini izlediniz mi? İşte o filmin yabancı versiyonu bu film. ” Le Jeu “  İzlemesi keyifli, heyecanlı, yer yer düşündürücü, biraz paranoyaklaştırıcı.  Bu Fransız versiyonu. Bir de İtalyan versiyonu varmış. Belki bir gün de onu bulur izlerim. Cep telefonunun hayata verdikleri ve hayattan aldıklarını düşündürebilir. Tabi düşünmek istersen.

 

 

 

 

izledimler

Hector And The Search For Happiness

hector1

Hector bir psikiyatrist. Sevgilisi ve düzenli hayatı var. Bir gün mutluluğu sorguluyor. Ve onun ne olduğuyla ilgili araştırma yapmaya karar verip tek başına seyahate çıkıyor. Defterine mutlulukla ilgili yazıyor ve çiziyor. Defteriyle ilgili sahnelerin görselliğini sevdim. Çok beklentimi karşılamasa da izlemesi merak uyandırıcıydı. Birkaç kare paylaşıyorum…. ve defterine yazdığı başlıkları
– karşılaştırma yapmak mutluluğunuzu mahvedebilir.
– birçok insan mutluluğun zengin olmak veya önemli biri olmak olduğunu düşünüyor.
– birçok insan mutluluğu geleceklerinde görüyor.
– mutluluk aynı anda birden çok kadını sevme özgürlüğü olabilir.
– mutluluk bazen gerçeğin farkına varmamaktır.
– aslında tek bir soru vardır: o kişi seni çoğunlukla a) aşağı mı çekiyor? b) yukarı mı?
– mutluluk, hayatının anlamını bulmaktır.
– mutluluk, olduğun gibi sevilmektir.
– mutluluk, tatlı patates yahnisidir.
– korku mutluluğun önündeki engeldir.
– mutluluk tamamen kendini canlı hissetmektir.
– mutluluk kutlama yapmayı bilmektir
– ölmekten korkanlar, yaşamaktan korkanlardır.
– dinlemek sevmektir.
– nostalji eskiden yaşanmış olanlar değildir.

Sizce mutluluk nedir, nerdedir ? Bunu yazınca sorunca aklıma direk Cem Yılmaz’ ın -mutluluk içimizde ! diye dalga geçtiği sesi geliyor 🙂

hector2

izledimler

Tamam mıyız?

tamammıyız

Dün akşam yatmayı düşünürken Foxtv de baktım Deniz Celiloğlu denen oyuncu. bir film başlamış…Nerden mi biliyorum bu adamı… Daha önce izlediğim ve yazdığım bu filmden…. https://loveandsmile.wordpress.com/2014/02/25/turk-gerilim-filmi-ev/ neyse bir bakayım derken….. filmi bitirdim. Aslında hiç sevmediğim biri oynuyordu filmde.. yani oyunculuğunu, elektriğini, mimiklerini sevmediğim bir oyuncu.. Aras Bulut İynemli.

Filmden çok etkilendim. Ya ağlamaya çok hazırdım bilemiyorum ama gözyaşlarım sel oldu izlerken.. belki bir yerlere dokundu bilemiyorum.. hüzünlü bri film ama bir yandan da “kalk ayağa” diyen bir film.. ” kendine gel ” diyen… “şükret” diyen.. ama ajitasyonu olmayan bir filmdi.. Oysa malzeme çoktu bunun için..

Şimdi filmi sorguladım Google amcada…meğer film Çağan Irmak’ ın filmiymiş. Bu arada Temmuz ismi pek hoşuma gitti.. Ama çok mu dalga geçilecek bir isim bir çocuk için bilemem.. Temmuz ve beden engelli İhsan’ ın hikayesi…Filmde çok sevdiğim Sumru Yavrucuk da var.

Bu arada film hakkında ekşide birşeyler okuyunca şaşırdım. Eşcinsellikten bahsedilmiş. Ben filmi izlerken gram böyle bir şey düşünmemiştim Yani Temmuz’ un eşcinsel olduğunu hiç düşünmedim hissetmedim. Yada bilmiyorum filmde kesinti vardı belki böyle bir şey hissetmemi engelleyen.. çok da umrumda değildi karakterin cinsel tercihi zaten o da ayrı…Milletin aklı fikri önünde sanırım. ekşi de amma çok takınılmış buna.. Neyse fikrim olsun merak ettim diyen izlesin … ben çok beğendim.

 

izledimler

The Hundred-Foot Journey…

AŞKTARİFİAşk Tarifi diye çevirmiş ismini bizimkiler… Fransa’ ya göç etmek zorunda olan Hintli aile… Aşçılıkta ilerlemek isteyen Hassan Kadam, Restoran yarışı, Madam Mallory ve Hassan’ ın babasının didişmeleri, aşk, rekabet…. yemek görselleri…baharatlar… insanın mutfağa girip yemek yapası geliyor.. Aman aman bir film değil belki ama izlerken huzur veriyor.

Film hakkında detaylı bilgiye burdan bakabilirsiniz ; http://www.sinemalar.com/film/220642/the-hundred-foot-journey