şundan bundan

Geri Bildirim

Geçenlerde çalıştığım şirketin ilkeleriyle ilgili toplantılarımızdan birinde ” Geri Bildirim ” konusuyla ilgili mini bir sunum hazırlamıştım. Hem hatıra olması için hem de önemli bir konu olduğundan burada da birkaç sayfasını paylaşmak istedim. Neden önemli bir konu geri bildirim. Çünkü ilişkilerin ister iş ilişkisi ister özel ilişkilerimiz sağlıklı olması için iletişimin önemi büyük. İşte sunumumdan bir kuple ;

kitaplık

Sergüzeşt

Sergüzeşt Farsça bir kelime.. Macera demek, serüven demek. Sami Paşazade Sezai’ nin yazmış olduğu bu romanı bir çırpıda okudum diyebilirim. 1889 da yazılmış bir roman. Yazar maalesef kölelik , özgürlük konularındaki fikirleri işleyişi nedeniyle de gözaltına alınmış o yıllarda 😦

Cümleler uzun… tasvirler şahane..içe işleyen acının anlatımı.. İnsan ayrımının ne lanet birşey olduğunu nasıl da içli etkili anlatmış. Romanda Dilber adında esir bir kızın hikayesi var. Eski romanları özleyenlere…..

yedim

Elma Severler Buraya! Elma Kullanarak Yapabileceğiniz Tatlılar

Elma Severler Buraya! Elma Kullanarak Yapabileceğiniz Tatlılar

Tek başına tüketmekten keyif aldığınız elmalardan yararlanarak birbirinden özel lezzetli tatlılar hazırlayabilirsiniz. Sizler için bir araya getirilen elmalı tatlılara göz atarak sofralarınıza büyük bir lezzet kazandırabilirsiniz. Hızlıca hazırlayabileceğiniz özel tatlılar ile elmaları en iyi şekilde değerlendirebilirsiniz.

Elmalı Milföy

Yemesi kadar hazırlaması da keyifli olan elmalı milföy damak zevkinize hitap edebildiği gibi aynı zamanda gözünüze de hitap edenler arasında yer alır. Mutfağınızdaki önemli kurtarıcılardan olan milföyün içerisine elma koyarak ortaya muhteşem bir tatlı çıkarabilirsiniz.

Elmalı Tart

Sade tart seviyorsanız bu tarifi bir de elmalı olabilecek şekilde deneyebilirsiniz. Tereyağlı tart hamuru içerisine tarçın ekleyerek elmalı iç harcını oluşturabilirsiniz. Pratik ve hızlı bir şekilde hazırlayabileceğiniz elmalı tart ile yemeklerinizi de taçlandırabilirsiniz.

Elmalı Tahinli Muffin

Elma ve tahini bir araya getirmediyseniz bunu kesinlikle denemelisiniz. Özellikle sonbahar-kış sezonu söz konusu olduğu zaman ortaya çıkan bu tatlı yeni favorileriniz arasında yer alabilir.

Elmalı Yulaflı Kurabiye

Elmalı kurabiyelerin tadını çok seviyorsanız ve un kullanmadan bu tatlıyı hazırlamak istiyorsanız yulaf kullanarak elmalı kurabiye hazırlayabilirsiniz. Bu tatlı özellikle elma severler kadar yulaf tüketmekten hoşlanan kişilerin de ilgisini çeker.

Elma Lokması

Elmaları dilim dilim hale getirdikten sonra hazırlayabileceğiniz özel lokma mutfağınızda harikalar yaratabilmenizi sağlar. Akşam yemeklerinin yanında da tüketebileceğiniz elma lokmasını günün her anında yiyebilirsiniz.

Elma Tatlısı

Klasik lezzetlerden hoşlanıyorsanız elma tatlısını deneyebilirsiniz. Un, toz ve şeker olmadan da tatlı yiyebilmenizi sağlayan bu özel tatlı kırmızı elmalar ile diyetinizden uzaklaşmadan tatlı yiyebilme keyfini de sizlere sunar.

Ballı Tarçınlı Elma Cipsi

Size kilo aldırmayacak sağlıklı bir atıştırmalık arıyorsanız ballı tarçınlı elma cipsini deneyebilirsiniz. Yağdan ve tuzdan uzak olan elmalı cipsler aynı zamanda tatlı cipslerden hoşlananların da sık sık tercih ettiği özel lezzetlerden arasında yer alır.

Elmalı Tarçınlı Kurabiye

İç harcında elma yer alan bu tatlıyı ceviz kullanarak da hazırlayabilirsiniz. Lezzetli ve bir o kadar da pratik olan elmalı kurabiye tarçınlı olarak hazırlandığı zaman lezzetine lezzet katabilecek bir noktaya ulaşır.

kitaplık

TEO SERİSİ

Bir yandan pandemi bir yandan ödevler derken bazı zamanlar Kubilay’ a kitap okutmakta sıkıntı çekiyorum artık. Eskiden yani bir iki sene önce daha düşkündü kitaplara. Pandemi mi etkiledi yaşından dolayı mı bilemiyorum o ilgi biraz azaldı. Çok şükür hemen toparlayabiliyorum. Elimden geldiğince ilgisini çekecek bir yandan da faydası olabilecek kitapları seçmeye gayret ediyorum. Öğretmeni de her ay bir kitap okumalarını ödev veriyor ve o kitaptan ay sonunda sınav yapıyor. Geçen ay ” Bir Şeftali Bin Şeftali ” idi. Bizim daha önce yazın okuduğumuz kitaptı Samed Behrengi’ nin. Kubilay bildiği bir kitap olunca çok sevindi hoşuna gitti ve tekrar okudu güzel oldu. Bu ay da ödev kitabı ” Çocuk Kalbi ” . Çok güzel bir seçim. Onu da bitirmek üzere.

Ödev kitap dışında arayıştaydım. Teo serisinden birini bir psikoloğun sayfasında görmüştüm. Hemen 3 tanesini aldım. Ve dün Dalga Geçme yi okudum uyumadan önce ve üzerine sohbet ettik. Kendi okusa da bazen hala küçük bir çocuk gibi anne babanın okuması hele de uykudan önce bence çocukları çok etkiliyor. Eminim kendi de sonra okuyacak çünkü çok etkilendi ve hemen nolur diğerlerini de okuyalım dedi.. Dedim dur o da yarın 🙂

Dalga geçildiğinde herkes az çok gıcık olur. Ama çoğu çocuk buna çok içerler, öfkelenir. Hatta şiddet gösterebilir. Bununla ilgili kitabımız. Anlatımı güzel. En arkada büyüklere de öneriler, açıklamalar var. Bu arada benim oğlum ilkokul 4. sınıf öğrencisi. Yakında 10 yaşına girecek. Belki çok küçük yaşa uzun sıkıcı gelebilir. Bir kitapçıda bakın inceleyin derim. Seride başka kitaplar da var. Kaka kitabı , Can sıkıntısı, Gece korkusu gibi… Siz de bu seriden okuduysanız en beğendiğiniz seriyi yazın , genel görüşünüzü veya kitap önerilerinizi.. sevinirim 🙂

izledimler

Karga Yumurtası

Oğlum Kubilay’ a farklı bir film izletme arayışında buldum bu filmi. Oğlum yakında 10 yaşına girecek. Yani bu film 7+ olduğu için uygundu. Merhamet, şükretmek, zenginlik, fakirlik, zor şartlar .. bu konular hakkında konuşabileceğimizi düşündüm bu filmi seçerken. Ve çok beğendi etkilendi. 2 kez izledik.

Karga Yumurtası bir Hint filmi. Ödüllü bir film ayrıca. Hint filmlerinin klişesi dans müzik beklemeyin. Yok.

Filmde küçük şeylerden nasıl mutlu olunacağı anlatılıyor. Yoksulluğun izleri.. çaresizlik ve umut. Sıcacık bir film. Pizza seviyorsanız benim gibi deli gibi canınız pizza istiyor 🙂 Tabi ki bazı sahnelerde o minik suratlar sizi ağlatabiliyor. İzleyin ve fikrinizi yazın 😉

izledimler

Sadeyim Sadesin Sade :)

Yine gezinirken rastladığım bir mini belgesel. 3 bölümden oluşuyor. Japon yaşam alanı düzeltme kraliçesi Marie Kondo ile ilgili belgesel. ” SPARKING JOY “ Sadeleşme diğer popüler adıyla minimalizm ile ilgili yıllar önce ben de detaylı bir yazı düzenlemiştim mutlaka göz atın derim 😉 aşağıya ekledim linki.

Marie Kondo enerjisi çok tatlı bir kadın. Konuşması duru duruşu. Konmari denen tekniği ile birçok insana feyz olmuş bir kadın. Bişi diycem amaaaa 🙂 Vizontele filminde karakter diyor ya “ Vallahi benim aklıma gelmişti” . İşte Marie hanım kızımızın da çoğu önerdiği şey benim zaten kendim için ve çevrem için önerdiğim uyguladığım adımlar, detaylardı düzen ve disiplin adına. O yüzden keşke ben de böyle bir işe, mesleğe sahip olsaydım diyorum. Çünkü çok zevk alırım arkadaşlarımın evini ,odasını düzenlerken toplarken falan.  Belgeseldeki Marie Kondo’ yu bekleyenlere şaşıyorum Çünkü bana göre o kadar kolay basit ki düzenli derli toplu olmak sanırım bu doğal bir beceri. Demek ki bazıları gerçekten bu konuda farklı. İzlerken hep yaa insan nasıl dağınıklıktan kurtulmak için birini bekler diye düşünüp durdum 🙂 Siz de öyleyseniz bana ulaşın CİDDİYİM YARDIM ETMEK ÇOK İSTERİM ama cadılığımı göze alarak tabi 😛 Çünkü feci eşya atıcı ayıklayıcı sorgulayıcı ( atmaktan kasıt çöp değil mutlaka birilerine ulaştırırım ) ve sadeleştiriciyimdir. Bir arkadaşımın evini toplarken sonunda bana iyi ki seninle sevgili değiliz kesin ayrılmıştık demişti 🙂 Ama çok pasaklı ve istifçiydi yapacak bişi yok bazen mürebbiye oluyorum ben işte.

Seride önce bir bahçıvanın mekanını, ikincide bir kafeyi ( ama kafe sahibi kadının evine de el attı Marie o kısmı bence çok faydalıydı sadeleşemeyenlere ) , üçüncü de eski bir okul müdürü olan bir kadının ( kanser sebebiyle işini bırakmak zorunda kalmış ve hep başkaları için yardım için yaşamış ) evini düzenleme inceleme var.

Bu arada sadece düzen, sadeleşme değil duygusal paylaşımlar sihirli cümleler de var belgeselde..

Diyorum ki size “ İÇİMİZDEKİ BOŞLUĞU DOLDURAMADIĞIMIZ SÜRECE EVLERİ, TELEFONLARIN HAFIZALARINI, OFİSLERİMİZİ, DOLAPLARIMIZ DOLDURACAĞIZ. HEP ALMAK HEP ALMAK HEP SAKLAMAK BRİİKTİRMEK İSTEYECEĞİZ BU BİR GİRDAP. COPY PASTE GÜNLER YAŞAMAMAK İÇİN BU DÖNGÜDEN ÇIKMAK GEREK “

İSTİFÇİYSENİZ KESİN İZLEYİN DERİM ..

Ve izlediğinizde bakalım sizde de ayy hemen evdeki eşyaları, gardolabı bi kurcalasam mı hissi uyanacak mı ?? Ben taşınma arifesinde olduğumdan beni daha çok heyecanlandırdı bu seri. Keşke bana böyle bir iş verseler de ben de böyle bir seri çekseydim valla bayıla bayıla yapardım. Türkiye’ nin Marie Kondo su olaydım keşkeeeeeeeeeee 🙂

izledimler

Free Guy ve Yaşasın Sinemaaaaa

Beni tanıyanlar bilir sinemayı sinemada izlemek benim için çok çok kıymetlidir. Beni en çok mutlu eden şeylerdendir sinemada film izlemek. Adeta terapidir bana. Pandemi sebebiyle sinema sektörü de epey sıkıntı yaşıyor.

Ryan Reynolds’ ı severim. Deadpool ile gönlümü çalmıştır kendisi. Surat ifadesi bakışları mimikleri sırıtışı bana hep komik geliyor. Filme de açıkçası o var diye gittim zaten. İyi ki de gitmişim. Eğlenceliydi. Özellikle dijital oyunlara meraklıysanız size daha da eğlenceli gelecektir film.

Filmdeki bazı sürpriz anlar da süper olmuş. Spoiler vermemek için susuyorum 🙂 izleyin ve görün.

Filmin amacı ne mi.. Kendini tekrarlamak, zincirini kırmamak, hayatta etkisiz eleman olmak mı olmamak mı sorunsalı var filmde. Film süperenzo olmamakla beraber izletiyor, eğlendiriyor, oyunla beraber canlı hayatı karıstıran sahneler de cok keyifli.

izledimler

La cocinera de Castamar

Oldum olası krallı kraliçeli, kabarık elbiseli filmleri, dizileri çok çok severim. Benim için içeriği dışında görsel zevkdir. Öyle giysiler giymeyi günümüzdeki giysilere tercih ederdim açıkçası 🙂

Gelelim dizimize;

Tamamen gezinme sırasında keşfettiğim bir dizi. “The Cook of Castamar ” Bir roman uyarlaması. 1700 lü yıllar İspanyası.. Tabi ki herzaman ki gibi orjinal diliyle izledim ki böylesi kesinlikle benim için çok keyifli. İspanyolca lisanına bayılıyorum zaten. Bir lisan hapı olsa kesin içerdim bunun hapını 🙂 Dizide aşk var ihanet var mevki mi kendin olmak mı var …. vs Başroldeki Clara kızımızın gözlerini belerte belerte bakışlarını sevmedim. Beğenmedim de açıkçası tipini. Ama hikaye nereye gidecek merak ettim keyifliydi seyiri dizinin. Başrol abimiz Diego ise eh işte.. hayalimdeki tip olmasa da iyi oynamış bişi diyemem 🙂

Diziden başrol kızımızın söyledikleri ile bu yazı burda biter ….

“sadece görmeyene kör denmez. karanlıkta yürüyenler de kördür. yolu, onu kuşatan duvarlarda el yordamıyla ararız; kısa ve titrek adımlarla.

körler ayaklarının altındaki toprağı tanımayanlardır; ait oldukları yeri bilmeyenler. ta ki biri bir mum yakıp ait olmamız gereken yeri aydınlatana dek.

dünya, bizi bundan mahrum etmek için
elinden geleni yapsa bile herkes tek bir yere aittir.

ve kimse, asla içgüdümüzü yenemez. nihayetinde bir yere ait olma içgüdüsü; kendi yerimize, ancak ait olduğumuzda mutlu olabileceğimiz tek yer.”

izledimler

New Amsterdam

Bir dürü dizi izledim yazamadığımdan beri ama en son izlediğimle başlayayım diyorum. Taze taze 🙂 Bu diziden bir iş toplantısı sırasında bahsedildi. Yeni işe başlama konuşmasının çekiciliği bahis konusuydu. Toplantıda not almıştım. Fırsat bulur bulmaz haydin bir bakayım dedim. Bakış o bakış 2. sezon bitirildi.

Neler mi sardı… Hayat, ölüm, aşk, kendini bulmak, hastalıklar, evlilik, dostluk… içinde ne ararsan var aslında dizide. Bazen öyle cümleler öyle anlar oluyor ki bir yerlerine dokunuyor bir ışık yakıyor dizi… Ve öyle sahneler oluyor ki içim acıdan kavruluyor sanki… çaresizlik duygusu ve sağlığın herşeyin üstünde olduğunu gösteren tokatlar..

Benim en keyifle izlediğim anlar ise psikolog Iggy’ li sahneler ve dizide az gördüğüm için kızdığım doyamadığım Doktorum civanım Zach li sahneler 🙂 Şu JJ Feild ‘ i bir araştırayım ben 😉

şundan bundan

Blog blog olalı böyle zulüm görmedi…

Günler geçmişti. Günler geçiyordu. Dertler derya olmuş ben de bir sandal… ( dinleyiniz İbrahim Tatlıses’ den ) Henüz batmamış boğulmamış direnişdeydim. Defalarca yazmak istemiş..yazamamışdım.. evet bir sürü dizi, film izlenmiş.. bir sürü kitap okunmuş notlar alınmıştı.. bir sürü şey deneyimlenmiş paylaşılmak istenmişti….. fakat dertler, hüzünler hep baskındı yamandı… durdurdu hep.. Bugünse blogumu özlediğimi hissettim. Okuyan olsun olmasın. Sadece kendim için… Tekrar merhaba be köşem…..

kitaplık

Buğdaysız yaşanır mı ???

Buğdaysız yaşamak….aranızda deneyen var mı? Kitabı okusanız çok hırslanırsınız çünkü anlatılan detaylar o kadar etkileyici ki.. bikaç gün ekmek makarna pilav yemediğimde hemen farkı farkediyorum aslında… ama sonra yine bi şekilde yiyorum. Kararlı olmak şart. Alıntılarımı paylaşacağım. Kitabı merak eden varsa yorum bıraksın maille pdf halini yollayabilirim. Ve sizlerden bu konuda bilgisi deneyimi olan lütfen paylaşsın 🙂 

kitaplık

Değersizlik İnancı…

bulentoran

Dr. Bülent Uran ‘ ın bu kitabı Değersizlik İnancı üzerinde duruyor. Hipnoz, Eft, Anne karnından çocukluğa değersizlik inancı…. içerik dolu yani.. Dili rahat bir kitap. Kitap içeriğinden birkaç alıntı ekledim. Büyütmek ve okumak için aşağıdaki 5 alıntı resmin üzerine tıklarsanız okunaklı oluyor.

Her birimiz değerliyiz…  Sevgiler  🙂

 

 

şundan bundan

Dergi zevkim

20200730_193210

Dergi karıştırmak bir nevi terapi bana.. Evim dergisinin eski sayıları daha kalin doluydu. Onlara bakıp duruyorum boş kaldığımda.. kadın, dekorasyon, mizah dergilerini çok seviyorum..Dijital hoşuma gitmiyor elime alıcam uzanıcam hayal kurucam feyz alıcam oh misss…

Sizin sevdiğiniz dergiler var mı? Eski dergileri atmıyorsunuz değil mi?

izledimler

Grace And Frankie

gracıe

Ne zamandır yazmıyorum yazamıyorum… yazacak çok şeyim var oysa ki… ama bu dönem sanırım bir çoğumuzun hayatında bir sürü değişiklik yaşattı.

Bugün beni bu dönemde mutlu eden, bazen hüzünlendiren bazense bana gaz veren bir diziyle başlayayım yine blog günlerime…

Tesadüfen bir yerde övgüyle bahsedilmişti bu diziden. Bi bakayım dedim iyi ki de bakmışım.

Tatlı mı tatlı asil mi asil Jane Fonda oynuyor dizide.

Dizi homofobiklere göre değil onu baştan söyleyeyim.  Ayrıca bu kadınlar çok fırlama 🙂 belaltı espriler de var dizide. yani cesur deli dolu bir dizi.

Birlikte avukatlık yapan kocaları yıllar sonra boşanacaklarını ve birbirleriyle evleneceklerini açıklıyorlar veeeee sonrası işte dizide…  2 kadın aslında birbirlerinden çok çok farklı.. biri ciddi ketum biri deli dolu ve beyni dilinde… Dizide yaşları 70 80 lerde 2 kadının maceralarını içeriyor. Kendilerini var etme, yaşlılıkla başetme, bir yandan da çocuklarıyla ilişkileri..  dostluk vefa….bunlar çoğunlukla mizahla harmanlanmış. Ajite yok, dramatiklik yok.. bolca ironi, mizah ve pozitiflik var. Ve görüntüler çok güzel.. okyanus kenarı sahil ev.. giyimleri, takıları… iç açıyor. özellikle Jane fonda nın giyim tarzı o saçları o şıklığı asilliği beni haran bırakıyor bana daha bakımlı bir kadın olma enerjisi veriyor utanıyorum paspallığımdan 🙂

Neyse dizinin 6. sezonundayım. zaten en fazla yarım saat süren bir dizi.. bikaç bölüm deneyin derim naçizane.. mucuk

şundan bundan

Sen Dünyasın…

krıshKitabın başında  ” İnsanın içinde bütün dünya vardır ve eğer nasıl bakman ve öğrenmen gerektiğini bilirsen, kapı orada ve anahtar elindedir. Yeryüzünde senden başka hiç kimse ne sana o anahtarı verebilir ne de o kapıyı açabilir. ” diyor… Yine bir kitapla baş başayım baş başasınız.. Yine size okusanız mı okumasanız mı karar verin diye paylaşımlar yapacağım.. Kitabımızın adı ” SEN DÜNYASIN”. Jiddu Krishnamurti . Kitap Amerikan Üniversitelerinde yapılmış konuşma ve tartışmaların özgün kayıtlarından oluşuyor.

*

Zihin korkudan kurtulabilir mi? Bu, hayatın büyük meselelerinden biridir. İnsan zihni korkudan kurtulabilir mi gerçekten? Gelin, soyut anlamda, kuramsal olarak değil de kendi korkularımızın farkında olarak; gerek fiziksel gerekse psikolojik korkuların, gerek bilincinde olduğumuz korkuların gerekse gizli saklı korkuların gerçekten farkına vararak bu konuyu tartışalım. Bu mümkün müdür? Kişi fiziksel korkularının gayet farkında olabilir, bu çok kolay. Fakat derinlerde yatan, bilinçdışına itilmiş korkuların farkına varabilir mi acaba? Hangi türden olursa olsun korku zihni karartır, saptırır, kargaşa ve nevrotik haller doğurur. Korkuda berraklık yoktur. Şunu akıldan çıkarmayalım ki, korkunun sebepleri hakkında fikir yürütebiliriz, onları gayet titizlikle tahlil edebiliriz, düşünsel olarak derinlemesine ele alabiliriz, ama sonunda yine korku duyarız. Ama eğer korku meselesinin özüne inebilirsek, gerçekten onun farkına varabilirsek, o zaman korkudan tamamen kurtulabiliriz.

*

Eğer gün içinde uyanıksanız, düşüncenin tüm hareketlerinin farkındaysanız, ne dediğinizin, jestlerinizin, nasıl oturduğunuzun, nasıl yürüdüğünüzün, nasıl konuştuğunuzun farkındaysanız, tepkilerinizin farkındaysanız, o zaman tüm saklı şeyler çok kolayca ortaya çıkabilir; ve bu da zaman almaz, günlerce sürmez, çünkü siz artık direnç göstermiyorsunuzdur, artık aktif bir halde bir kazı yapmıyorsunuzdur, sadece gözlemliyorsunuz, dinliyorsunuzdur. Bu farkındalık hali içinde her şey gün ışığına çıkar. Fakat eğer “Bazı şeyleri muhafaza edip, diğerlerini atacağım” derseniz, yarı uykuda olursunuz. Eğer “Hinduizm ya da Yahudilik veya Katolikliğin tüm ‘iyiliğini’ muhafaza edecek, geri kalanı atacağım” derseniz açıkçası hala şartlandırılmış bir haldesiniz demektir, hala direniyorsunuzdur. Dolayısıyla direnç göstermeden tüm gizli şeyleri ortaya çıkarmalısınız.

*

Bir şeyi bastırmak demek ona direnmek demektir ve direncin olduğu yerde korku da vardır. Beyin, zihin direnmeye şartlandırılmıştır. O halde zihin direncin bir tür korku olduğu gerçeğini anlayabilir mi? Bu da demektir ki direnç diye adlandırılan şeye dikkat kesilmeliyim, tüm dikkatimi dirence vermeliyim; dirence, yani bastırmaya, kaçışa, içki içmeye, uyuşturucu madde kullanmaya:  Her tür kaçışa veya dirence karşı tamamen uyanık olmalıyım.

*

İnsan başkalarının ne dediğine çok fazla kulak verdiğinden, kendisi, aslında kim olduğu ve içinde gerçekten ne olup bittiği hakkında pekala cahil kalabilir. Ne olmamız gerektiğini bir kenara bırakıp içimize baktığımızda, gerçekte kim olduğumuzu gördüğümüzde, belki o zaman insanları bölen -aslında önyargılar ye peşin hükümler olan- o formüllerin ve kavramların varlığını kendi başımıza keşfedebiliriz. İnsanlar arasındaki bütün ilişkilerde’ korku ve çatışma var; sadece cinsel haklar çatışması, bölgesel haklar çatışması yok; ayrıca geçmişte olan ile gelecekte olması gereken arasında da bir çatışma var.

*

İnsan kendini ancak ilişki içinde gözlemleyebilir. Kendimizi gözlemlemenin başka bir yoluna sahip değiliz, çünkü (tamamen nevrotik olanlar hariç) bizler dış dünyadan yalıtılmış varlıklar değiliz; aksine çevremizdeki her şeyle ilişkimiz var. Ve bu ilişki içinde insan kendi tepkilerini, düşüncelerini ve güdülerini gözlemleyerek, söze gerek kalmadan kim olduğunu görebilir.

*

Niçin rüya görmek zorunda olasınız ki? Elbette, gün boyunca bilinciniz işle, tartışmalarla, ailevi meselelerle çok meşgu l olduğu için. Bütün bu sürede bilinçdışı sürekli çene çalıyor, kendi kendine konuşuyor, sayıyor; öyle yaptığını hepiniz biliyorsunuz. O yüzden geceleri, beyin biraz daha sessiz ve tüm vücut biraz daha rahat olduğunda, derin katmanların içeriklerini zihne yansıtması, anlayacağınızı umduğu ipuçları vermesi gerekir. Gün içinde hiç düzeltme yapmadan uyanık olmayı, seçim yapmadan farkında olmayı, düşüncenizi, güdülerinizi, söylediklerinizi, nasıl oturduğunuzu, kelimeleri kullanma şeklinizi, vücut hareketlerinizi izlemeyi denediniz mi? Hiç denediniz mi bunu? Gün boyunca düzeltmeye niyetlenmeden, kendi kendinize “Ne berbat bir düşünce, bundan kurtulmam gerek,” demeden, sadece izlemek için izlerseniz, o zaman yine gün içinde güdülerinizin, taleplerinizin ve dürtülerinizin örtülerini kaldırdıktan sonra gece uyuduğunuzda, zihninizin ve beyninizin daha sessiz olduğunu göreceksiniz. Ayrıca eğer çok derinlere inerseniz hiçbir rüyanın mümkün olmadığını da fark edeceksiniz. Sonuç olarak, zihin uyandığında kendini olağandışı ölçüde canlı, etkin, dinç ve masum bulur. Bütün bunları deneyecek misiniz yoksa bunlar sadece laf kalabalığı olarak mı kalacak merak ediyorum.