izledimler

Karga Yumurtası

Oğlum Kubilay’ a farklı bir film izletme arayışında buldum bu filmi. Oğlum yakında 10 yaşına girecek. Yani bu film 7+ olduğu için uygundu. Merhamet, şükretmek, zenginlik, fakirlik, zor şartlar .. bu konular hakkında konuşabileceğimizi düşündüm bu filmi seçerken. Ve çok beğendi etkilendi. 2 kez izledik.

Karga Yumurtası bir Hint filmi. Ödüllü bir film ayrıca. Hint filmlerinin klişesi dans müzik beklemeyin. Yok.

Filmde küçük şeylerden nasıl mutlu olunacağı anlatılıyor. Yoksulluğun izleri.. çaresizlik ve umut. Sıcacık bir film. Pizza seviyorsanız benim gibi deli gibi canınız pizza istiyor 🙂 Tabi ki bazı sahnelerde o minik suratlar sizi ağlatabiliyor. İzleyin ve fikrinizi yazın 😉

izledimler

Sadeyim Sadesin Sade :)

Yine gezinirken rastladığım bir mini belgesel. 3 bölümden oluşuyor. Japon yaşam alanı düzeltme kraliçesi Marie Kondo ile ilgili belgesel. ” SPARKING JOY “ Sadeleşme diğer popüler adıyla minimalizm ile ilgili yıllar önce ben de detaylı bir yazı düzenlemiştim mutlaka göz atın derim 😉 aşağıya ekledim linki.

Marie Kondo enerjisi çok tatlı bir kadın. Konuşması duru duruşu. Konmari denen tekniği ile birçok insana feyz olmuş bir kadın. Bişi diycem amaaaa 🙂 Vizontele filminde karakter diyor ya “ Vallahi benim aklıma gelmişti” . İşte Marie hanım kızımızın da çoğu önerdiği şey benim zaten kendim için ve çevrem için önerdiğim uyguladığım adımlar, detaylardı düzen ve disiplin adına. O yüzden keşke ben de böyle bir işe, mesleğe sahip olsaydım diyorum. Çünkü çok zevk alırım arkadaşlarımın evini ,odasını düzenlerken toplarken falan.  Belgeseldeki Marie Kondo’ yu bekleyenlere şaşıyorum Çünkü bana göre o kadar kolay basit ki düzenli derli toplu olmak sanırım bu doğal bir beceri. Demek ki bazıları gerçekten bu konuda farklı. İzlerken hep yaa insan nasıl dağınıklıktan kurtulmak için birini bekler diye düşünüp durdum 🙂 Siz de öyleyseniz bana ulaşın CİDDİYİM YARDIM ETMEK ÇOK İSTERİM ama cadılığımı göze alarak tabi 😛 Çünkü feci eşya atıcı ayıklayıcı sorgulayıcı ( atmaktan kasıt çöp değil mutlaka birilerine ulaştırırım ) ve sadeleştiriciyimdir. Bir arkadaşımın evini toplarken sonunda bana iyi ki seninle sevgili değiliz kesin ayrılmıştık demişti 🙂 Ama çok pasaklı ve istifçiydi yapacak bişi yok bazen mürebbiye oluyorum ben işte.

Seride önce bir bahçıvanın mekanını, ikincide bir kafeyi ( ama kafe sahibi kadının evine de el attı Marie o kısmı bence çok faydalıydı sadeleşemeyenlere ) , üçüncü de eski bir okul müdürü olan bir kadının ( kanser sebebiyle işini bırakmak zorunda kalmış ve hep başkaları için yardım için yaşamış ) evini düzenleme inceleme var.

Bu arada sadece düzen, sadeleşme değil duygusal paylaşımlar sihirli cümleler de var belgeselde..

Diyorum ki size “ İÇİMİZDEKİ BOŞLUĞU DOLDURAMADIĞIMIZ SÜRECE EVLERİ, TELEFONLARIN HAFIZALARINI, OFİSLERİMİZİ, DOLAPLARIMIZ DOLDURACAĞIZ. HEP ALMAK HEP ALMAK HEP SAKLAMAK BRİİKTİRMEK İSTEYECEĞİZ BU BİR GİRDAP. COPY PASTE GÜNLER YAŞAMAMAK İÇİN BU DÖNGÜDEN ÇIKMAK GEREK “

İSTİFÇİYSENİZ KESİN İZLEYİN DERİM ..

Ve izlediğinizde bakalım sizde de ayy hemen evdeki eşyaları, gardolabı bi kurcalasam mı hissi uyanacak mı ?? Ben taşınma arifesinde olduğumdan beni daha çok heyecanlandırdı bu seri. Keşke bana böyle bir iş verseler de ben de böyle bir seri çekseydim valla bayıla bayıla yapardım. Türkiye’ nin Marie Kondo su olaydım keşkeeeeeeeeeee 🙂

izledimler

Free Guy ve Yaşasın Sinemaaaaa

Beni tanıyanlar bilir sinemayı sinemada izlemek benim için çok çok kıymetlidir. Beni en çok mutlu eden şeylerdendir sinemada film izlemek. Adeta terapidir bana. Pandemi sebebiyle sinema sektörü de epey sıkıntı yaşıyor.

Ryan Reynolds’ ı severim. Deadpool ile gönlümü çalmıştır kendisi. Surat ifadesi bakışları mimikleri sırıtışı bana hep komik geliyor. Filme de açıkçası o var diye gittim zaten. İyi ki de gitmişim. Eğlenceliydi. Özellikle dijital oyunlara meraklıysanız size daha da eğlenceli gelecektir film.

Filmdeki bazı sürpriz anlar da süper olmuş. Spoiler vermemek için susuyorum 🙂 izleyin ve görün.

Filmin amacı ne mi.. Kendini tekrarlamak, zincirini kırmamak, hayatta etkisiz eleman olmak mı olmamak mı sorunsalı var filmde. Film süperenzo olmamakla beraber izletiyor, eğlendiriyor, oyunla beraber canlı hayatı karıstıran sahneler de cok keyifli.

izledimler

La cocinera de Castamar

Oldum olası krallı kraliçeli, kabarık elbiseli filmleri, dizileri çok çok severim. Benim için içeriği dışında görsel zevkdir. Öyle giysiler giymeyi günümüzdeki giysilere tercih ederdim açıkçası 🙂

Gelelim dizimize;

Tamamen gezinme sırasında keşfettiğim bir dizi. “The Cook of Castamar ” Bir roman uyarlaması. 1700 lü yıllar İspanyası.. Tabi ki herzaman ki gibi orjinal diliyle izledim ki böylesi kesinlikle benim için çok keyifli. İspanyolca lisanına bayılıyorum zaten. Bir lisan hapı olsa kesin içerdim bunun hapını 🙂 Dizide aşk var ihanet var mevki mi kendin olmak mı var …. vs Başroldeki Clara kızımızın gözlerini belerte belerte bakışlarını sevmedim. Beğenmedim de açıkçası tipini. Ama hikaye nereye gidecek merak ettim keyifliydi seyiri dizinin. Başrol abimiz Diego ise eh işte.. hayalimdeki tip olmasa da iyi oynamış bişi diyemem 🙂

Diziden başrol kızımızın söyledikleri ile bu yazı burda biter ….

“sadece görmeyene kör denmez. karanlıkta yürüyenler de kördür. yolu, onu kuşatan duvarlarda el yordamıyla ararız; kısa ve titrek adımlarla.

körler ayaklarının altındaki toprağı tanımayanlardır; ait oldukları yeri bilmeyenler. ta ki biri bir mum yakıp ait olmamız gereken yeri aydınlatana dek.

dünya, bizi bundan mahrum etmek için
elinden geleni yapsa bile herkes tek bir yere aittir.

ve kimse, asla içgüdümüzü yenemez. nihayetinde bir yere ait olma içgüdüsü; kendi yerimize, ancak ait olduğumuzda mutlu olabileceğimiz tek yer.”

izledimler

New Amsterdam

Bir dürü dizi izledim yazamadığımdan beri ama en son izlediğimle başlayayım diyorum. Taze taze 🙂 Bu diziden bir iş toplantısı sırasında bahsedildi. Yeni işe başlama konuşmasının çekiciliği bahis konusuydu. Toplantıda not almıştım. Fırsat bulur bulmaz haydin bir bakayım dedim. Bakış o bakış 2. sezon bitirildi.

Neler mi sardı… Hayat, ölüm, aşk, kendini bulmak, hastalıklar, evlilik, dostluk… içinde ne ararsan var aslında dizide. Bazen öyle cümleler öyle anlar oluyor ki bir yerlerine dokunuyor bir ışık yakıyor dizi… Ve öyle sahneler oluyor ki içim acıdan kavruluyor sanki… çaresizlik duygusu ve sağlığın herşeyin üstünde olduğunu gösteren tokatlar..

Benim en keyifle izlediğim anlar ise psikolog Iggy’ li sahneler ve dizide az gördüğüm için kızdığım doyamadığım Doktorum civanım Zach li sahneler 🙂 Şu JJ Feild ‘ i bir araştırayım ben 😉

şundan bundan

Blog blog olalı böyle zulüm görmedi…

Günler geçmişti. Günler geçiyordu. Dertler derya olmuş ben de bir sandal… ( dinleyiniz İbrahim Tatlıses’ den ) Henüz batmamış boğulmamış direnişdeydim. Defalarca yazmak istemiş..yazamamışdım.. evet bir sürü dizi, film izlenmiş.. bir sürü kitap okunmuş notlar alınmıştı.. bir sürü şey deneyimlenmiş paylaşılmak istenmişti….. fakat dertler, hüzünler hep baskındı yamandı… durdurdu hep.. Bugünse blogumu özlediğimi hissettim. Okuyan olsun olmasın. Sadece kendim için… Tekrar merhaba be köşem…..

kitaplık

Buğdaysız yaşanır mı ???

Buğdaysız yaşamak….aranızda deneyen var mı? Kitabı okusanız çok hırslanırsınız çünkü anlatılan detaylar o kadar etkileyici ki.. bikaç gün ekmek makarna pilav yemediğimde hemen farkı farkediyorum aslında… ama sonra yine bi şekilde yiyorum. Kararlı olmak şart. Alıntılarımı paylaşacağım. Kitabı merak eden varsa yorum bıraksın maille pdf halini yollayabilirim. Ve sizlerden bu konuda bilgisi deneyimi olan lütfen paylaşsın 🙂 

kitaplık

Değersizlik İnancı…

bulentoran

Dr. Bülent Uran ‘ ın bu kitabı Değersizlik İnancı üzerinde duruyor. Hipnoz, Eft, Anne karnından çocukluğa değersizlik inancı…. içerik dolu yani.. Dili rahat bir kitap. Kitap içeriğinden birkaç alıntı ekledim. Büyütmek ve okumak için aşağıdaki 5 alıntı resmin üzerine tıklarsanız okunaklı oluyor.

Her birimiz değerliyiz…  Sevgiler  🙂

 

 

şundan bundan

Dergi zevkim

20200730_193210

Dergi karıştırmak bir nevi terapi bana.. Evim dergisinin eski sayıları daha kalin doluydu. Onlara bakıp duruyorum boş kaldığımda.. kadın, dekorasyon, mizah dergilerini çok seviyorum..Dijital hoşuma gitmiyor elime alıcam uzanıcam hayal kurucam feyz alıcam oh misss…

Sizin sevdiğiniz dergiler var mı? Eski dergileri atmıyorsunuz değil mi?

izledimler

Grace And Frankie

gracıe

Ne zamandır yazmıyorum yazamıyorum… yazacak çok şeyim var oysa ki… ama bu dönem sanırım bir çoğumuzun hayatında bir sürü değişiklik yaşattı.

Bugün beni bu dönemde mutlu eden, bazen hüzünlendiren bazense bana gaz veren bir diziyle başlayayım yine blog günlerime…

Tesadüfen bir yerde övgüyle bahsedilmişti bu diziden. Bi bakayım dedim iyi ki de bakmışım.

Tatlı mı tatlı asil mi asil Jane Fonda oynuyor dizide.

Dizi homofobiklere göre değil onu baştan söyleyeyim.  Ayrıca bu kadınlar çok fırlama 🙂 belaltı espriler de var dizide. yani cesur deli dolu bir dizi.

Birlikte avukatlık yapan kocaları yıllar sonra boşanacaklarını ve birbirleriyle evleneceklerini açıklıyorlar veeeee sonrası işte dizide…  2 kadın aslında birbirlerinden çok çok farklı.. biri ciddi ketum biri deli dolu ve beyni dilinde… Dizide yaşları 70 80 lerde 2 kadının maceralarını içeriyor. Kendilerini var etme, yaşlılıkla başetme, bir yandan da çocuklarıyla ilişkileri..  dostluk vefa….bunlar çoğunlukla mizahla harmanlanmış. Ajite yok, dramatiklik yok.. bolca ironi, mizah ve pozitiflik var. Ve görüntüler çok güzel.. okyanus kenarı sahil ev.. giyimleri, takıları… iç açıyor. özellikle Jane fonda nın giyim tarzı o saçları o şıklığı asilliği beni haran bırakıyor bana daha bakımlı bir kadın olma enerjisi veriyor utanıyorum paspallığımdan 🙂

Neyse dizinin 6. sezonundayım. zaten en fazla yarım saat süren bir dizi.. bikaç bölüm deneyin derim naçizane.. mucuk

şundan bundan

Sen Dünyasın…

krıshKitabın başında  ” İnsanın içinde bütün dünya vardır ve eğer nasıl bakman ve öğrenmen gerektiğini bilirsen, kapı orada ve anahtar elindedir. Yeryüzünde senden başka hiç kimse ne sana o anahtarı verebilir ne de o kapıyı açabilir. ” diyor… Yine bir kitapla baş başayım baş başasınız.. Yine size okusanız mı okumasanız mı karar verin diye paylaşımlar yapacağım.. Kitabımızın adı ” SEN DÜNYASIN”. Jiddu Krishnamurti . Kitap Amerikan Üniversitelerinde yapılmış konuşma ve tartışmaların özgün kayıtlarından oluşuyor.

*

Zihin korkudan kurtulabilir mi? Bu, hayatın büyük meselelerinden biridir. İnsan zihni korkudan kurtulabilir mi gerçekten? Gelin, soyut anlamda, kuramsal olarak değil de kendi korkularımızın farkında olarak; gerek fiziksel gerekse psikolojik korkuların, gerek bilincinde olduğumuz korkuların gerekse gizli saklı korkuların gerçekten farkına vararak bu konuyu tartışalım. Bu mümkün müdür? Kişi fiziksel korkularının gayet farkında olabilir, bu çok kolay. Fakat derinlerde yatan, bilinçdışına itilmiş korkuların farkına varabilir mi acaba? Hangi türden olursa olsun korku zihni karartır, saptırır, kargaşa ve nevrotik haller doğurur. Korkuda berraklık yoktur. Şunu akıldan çıkarmayalım ki, korkunun sebepleri hakkında fikir yürütebiliriz, onları gayet titizlikle tahlil edebiliriz, düşünsel olarak derinlemesine ele alabiliriz, ama sonunda yine korku duyarız. Ama eğer korku meselesinin özüne inebilirsek, gerçekten onun farkına varabilirsek, o zaman korkudan tamamen kurtulabiliriz.

*

Eğer gün içinde uyanıksanız, düşüncenin tüm hareketlerinin farkındaysanız, ne dediğinizin, jestlerinizin, nasıl oturduğunuzun, nasıl yürüdüğünüzün, nasıl konuştuğunuzun farkındaysanız, tepkilerinizin farkındaysanız, o zaman tüm saklı şeyler çok kolayca ortaya çıkabilir; ve bu da zaman almaz, günlerce sürmez, çünkü siz artık direnç göstermiyorsunuzdur, artık aktif bir halde bir kazı yapmıyorsunuzdur, sadece gözlemliyorsunuz, dinliyorsunuzdur. Bu farkındalık hali içinde her şey gün ışığına çıkar. Fakat eğer “Bazı şeyleri muhafaza edip, diğerlerini atacağım” derseniz, yarı uykuda olursunuz. Eğer “Hinduizm ya da Yahudilik veya Katolikliğin tüm ‘iyiliğini’ muhafaza edecek, geri kalanı atacağım” derseniz açıkçası hala şartlandırılmış bir haldesiniz demektir, hala direniyorsunuzdur. Dolayısıyla direnç göstermeden tüm gizli şeyleri ortaya çıkarmalısınız.

*

Bir şeyi bastırmak demek ona direnmek demektir ve direncin olduğu yerde korku da vardır. Beyin, zihin direnmeye şartlandırılmıştır. O halde zihin direncin bir tür korku olduğu gerçeğini anlayabilir mi? Bu da demektir ki direnç diye adlandırılan şeye dikkat kesilmeliyim, tüm dikkatimi dirence vermeliyim; dirence, yani bastırmaya, kaçışa, içki içmeye, uyuşturucu madde kullanmaya:  Her tür kaçışa veya dirence karşı tamamen uyanık olmalıyım.

*

İnsan başkalarının ne dediğine çok fazla kulak verdiğinden, kendisi, aslında kim olduğu ve içinde gerçekten ne olup bittiği hakkında pekala cahil kalabilir. Ne olmamız gerektiğini bir kenara bırakıp içimize baktığımızda, gerçekte kim olduğumuzu gördüğümüzde, belki o zaman insanları bölen -aslında önyargılar ye peşin hükümler olan- o formüllerin ve kavramların varlığını kendi başımıza keşfedebiliriz. İnsanlar arasındaki bütün ilişkilerde’ korku ve çatışma var; sadece cinsel haklar çatışması, bölgesel haklar çatışması yok; ayrıca geçmişte olan ile gelecekte olması gereken arasında da bir çatışma var.

*

İnsan kendini ancak ilişki içinde gözlemleyebilir. Kendimizi gözlemlemenin başka bir yoluna sahip değiliz, çünkü (tamamen nevrotik olanlar hariç) bizler dış dünyadan yalıtılmış varlıklar değiliz; aksine çevremizdeki her şeyle ilişkimiz var. Ve bu ilişki içinde insan kendi tepkilerini, düşüncelerini ve güdülerini gözlemleyerek, söze gerek kalmadan kim olduğunu görebilir.

*

Niçin rüya görmek zorunda olasınız ki? Elbette, gün boyunca bilinciniz işle, tartışmalarla, ailevi meselelerle çok meşgu l olduğu için. Bütün bu sürede bilinçdışı sürekli çene çalıyor, kendi kendine konuşuyor, sayıyor; öyle yaptığını hepiniz biliyorsunuz. O yüzden geceleri, beyin biraz daha sessiz ve tüm vücut biraz daha rahat olduğunda, derin katmanların içeriklerini zihne yansıtması, anlayacağınızı umduğu ipuçları vermesi gerekir. Gün içinde hiç düzeltme yapmadan uyanık olmayı, seçim yapmadan farkında olmayı, düşüncenizi, güdülerinizi, söylediklerinizi, nasıl oturduğunuzu, kelimeleri kullanma şeklinizi, vücut hareketlerinizi izlemeyi denediniz mi? Hiç denediniz mi bunu? Gün boyunca düzeltmeye niyetlenmeden, kendi kendinize “Ne berbat bir düşünce, bundan kurtulmam gerek,” demeden, sadece izlemek için izlerseniz, o zaman yine gün içinde güdülerinizin, taleplerinizin ve dürtülerinizin örtülerini kaldırdıktan sonra gece uyuduğunuzda, zihninizin ve beyninizin daha sessiz olduğunu göreceksiniz. Ayrıca eğer çok derinlere inerseniz hiçbir rüyanın mümkün olmadığını da fark edeceksiniz. Sonuç olarak, zihin uyandığında kendini olağandışı ölçüde canlı, etkin, dinç ve masum bulur. Bütün bunları deneyecek misiniz yoksa bunlar sadece laf kalabalığı olarak mı kalacak merak ediyorum.

 

kitaplık

Pembe Fili Düşünme….

Zeynep Selvili Çarmıklı ‘ nın yazdığı bu kitap akıcı ve samimi bir kitap. Kendisi Uzman Psikolog. Panik atak macerasıyla beraber hayata dair değerlere dair özşefkate dair mesleğine dair anlatımlaı var kitapta.. Kitap hakkında az çok fikriniz olması için birkaç sayfa buraya bırakıyorum.. baktınız hoşunuza gitti isterseniz size pdf halini mail atarım 🙂

*Üzerine tıkladığınızda daha okunaklı oluyor..

 

aldımverdim

Denemeye bayılırım

20200501_105141Denebunu.com ‘a üye olalı çok zaman oldu. Şanslıyım ki bana kutu çıkıyor hep tabi mutlaka ürünlere olumlu olumsuz yorum kaydetmemin etkisi vardır şans yanında😊 Bu sefer de bu cicoşlar geldiii 😊 Oldum olasi eşantiyon veya ufak seylere  bayılıyorum. O yüzden tam benlik..

söyleşi

Ulya Can’ la Astroloji

Uzun yıllardır hem güzellikleri hem sıkıntıları paylaştığım değerli bir dost Ulya Can. Gerek psikolojiye felsefeye kişisel gelişime olan bilgisi ilgisi gerekse astrolojiye verdiği emekten daima bir dost olarak faydalandım çok şanslıyım. Onun çalışkanlığına, bilgi avcısı olmasına hayranım.. kolay işler değil bu Astroloji falan.. matematik adeta.. saatlerce ilmek ilmek dokumak gibi.. bunu tecrübe ettim sayesinde..Özellikle haritama baktığında bazı anlar vardı ki kalakaldığım, silkelendiğim, sık sık aklıma getirdiğim anlardı bu anlar… ve bu sohbeti aslında yapalı zaman oluyor fakat maalesef sıkıntılı günlerden dolayı bir türlü bloğa ekleyemedim. Şimdi tam zamanı dedim kendi kendime…. buyurunuz sohbetimize,

Astrolojiye ilgin nasıl başladı?

Astrolojiyi öğrenme anlamındaki ilgim, yıllarca okuduğum ruhsal , kişisel gelişim ve psikoloji kitaplarından edindiğim bilgilerle, içinde bulunduğumuz yaşamın tam bir sistem olduğunu kavramam ve bu sistemin mekanizmasının nasıl işlediğini öğrenme merakımla başladı. Bir Akrep burcu insanı olarak, her şeyin ardındaki gizemi çok merak eden, kurcalayan, her taşın altına bakma ihtiyacı olan bir yapım var. Hayatımda çok amaçsız olduğum bir dönemdi. Aslında , önce kendi yaşamımı anlamlandırmak için başladım astrolojiye.

Eşim başta olmak üzere 🙂 bazı  insanların Astrolojiye, burçlara bakış açısı oldukça önyargılı..  sence bunun sebebi ne? Klasik yorum şu ya aynı gün aynı saatte doğan kişiyle aynı mıyız muhabbeti 😛 Çevrendeki bu tip yorumlara yaklaşımlara nasıl yaklaşıyorsun?

Hatta bu söylediklerine ek olarak , bir de , “sadece 12 tip insan mı var?” sorusunu ekleyebiliriz. 😊 Fakat yine de, bizler eski astrologlara göre çok şanslıyız. Çünkü astrolojiye bakış hızla değişiyor. Senin sorunun içinde bile , eskiden bilinmeyen fakat artık genele yayılmış olan bir bilgi var; doğum saatinin önemi.

Her kişinin doğum haritası kendine özeldir. Aynı gün aynı saatte doğmuş iki kişi arasında, eğer aynı yerde de doğmuşlarsa elbette bazı benzerlikler olacaktır. Ancak 4 dakikalık bir fark haritada 1 derece demektir ve bazen bu 1 derece, farklılıklara neden olabilir. Ruhun ihtiyacı olan deneyim, büyünen ortam, kültür kişinin farkındalığını şekillendirecek ve harita kendini farklı açacaktır. Astroloji sembol okuma sanatıdır ve semboller, temel olarak belli konuları ifade etmekle birlikte büyük bir zenginlikle yorumlanabilir. Ruhsal bilgiler, sembolizmin 7 seviyede okunabildiğini söyler.

Haritanı yorumlatmak, yorumlamak sana neler kattı ? Harita yorumlatmanın eksi ve artıları neler ?

Bir insanın bu yaşamda en önemli görevinin kendini tanımak olduğunu düşünüyorum. ‘insan’ kelimesi, ‘nisyan’ kelimesinden gelmektedir ve anlamı ‘unutan’ dır. İnsan dünyaya doğduğu andan itibaren, kendini ve özünü unutmuştur. Yaşam, unutulmuş olanın deneyimlerle bir nevi yeniden hatırlanması üzerine kurulmuştur.

Ben haritam yorumlandıkça, en çok, farkındalık çalışmalarım ile uzun sürede keşfettiğim kendimle ilgili, oldukça detaylı ve derin konuların, beni hiç tanımayan biri tarafından tüm netliği ile ortaya konmasına çok şaşırdım. Ve kendimle ilgili daha önce hiç fark etmediğim konularla tanıştım. Gölge yanlarımın, en derin korkularımın, ilişki dinamiklerimin, aile yapımın bu kadar detaylı bir şekilde tanımlanıyor olması beni gerçekten çok etkiledi.

Harita yorumlatmak , kendini tanımak açısından çok büyük bir fırsat ve çok kısa bir yol. Eksi bir yanı olduğunu düşünmüyorum.

Haritasını yorumladığın danışanlarından hiç çok ilginç bir soruyla karşılaştın mı ?

Genel olarak sorulan bir soru var. Mesela bir karar verecekken veya bir değişiklik yapacakken ; ‘ bu benim için hayırlı mı?’ sorusunu alıyorum. Bu soru bana çok ilginç geliyor. Burada, kişi tüm sorumluluğu astroloğa veya astrolog kanalıyla sisteme/Allah’a atıyor gibi geliyor bana. Biz modern astrologlar, kişinin iradesini kullanması gereken zamanlarda, iradesini kullanmasını isteriz. ‘hayırlısı mı’ sorusunu sormak, insanoğlunun ataletinden, rahatını kaçırıp elini taşın altına koymaktan imtina etmesinden başka bir şey değil bana göre. Oysa ki yaşam sorumluluğumuz var en başta. Bu noktada, danışanımdan ‘hayır’ algısını ve tanımını yapmasını isterim.

Eğer doğum saatimizi bilmiyorsak harita yorumlatmamız mümkün değil mi?

Doğum saati belirleme teknikleri var. Bu işleme ‘rektifikasyon’ diyoruz. Doğum saati bilinmiyorsa bir defa böyle bir hizmet almak lazım. Doğum saati olmadan tam bir analiz yapılamaz ama yine de bazı konularda bilgi verilebilir elbette.

Çocukların haritalarına hangi yaşlarda bakmak doğru olur?

Bu tamamen ebeveynin isteğine bağlı. Uygunluk diye bir kavram yok bu konuda. Bununla beraber, ( çocuklar konusunda çok hassas olduğumu biliyorsun), çocuğu götürdüğümüz doktoru nasıl özenle seçiyorsak, astroloğu da özenle seçmemiz gerekir. Pozitif ve sevgi dili ile konuşan birine danışmak iyi olur.

Bu noktada astroloji ile ilgili bir konuyu aydınlatmak istiyorum. Astroloji sadece öngörü/ kehanet değildir. Yaşam deneyimlerimiz ve bunlarla baş edebilme / edememe potansiyellerimiz, psikolojik yapımız ve ruhsal yolculuğumuzla ilgili bilgiler verir. Dolayısı ile çocuğunuz için harita baktırırken geleceği ile ilgili öngörüden çok, nasıl bir karakter olacağı, kimlik yapısı ve bunun gibi konularla ilgili yorum yapmayı tercih ediyorum ben.

Ayrıca yetenek ve kariyer yönelimleri ile ilgili de hem çocuklara hem gençlere analizler yapılabilir ki ben , çocuk ve gençlerle çalışmayı çok seviyor ve önemsiyorum.

Astrolojiye ilgi duyanlara tavsiyelerin var mı eğitim konusunda?

Türkiye’de bu konuda okullar var. Ben ilk başladığımda çok şaşırmıştım, çünkü astrolojinin öğrenilebilir bir şey olduğunu daha önce hiç düşünmemiştim. Çok kıymetli hocalar, astrolojiye yıllarını vermiş, çok emek harcamış öğretmenler var. Araştırarak, kendilerine en yakın gelen enerjiye gitsinler. Çünkü astroloji öğrenirken, mutlaka , sürekli kendileriyle karşılaşacaklar. Hislerine güvenirlerse en doğru yere gideceklerine inanıyorum.

Takip ettiğin astrologlar kimler?

Günlük yorum olarak mı soruyorsun? Tabii ki, ilk başta hocam Sevilay Eriçdem, Horary hocam Öner Döşer. Birkaç tane de yabancı astrolog var.

2020 senesi için söyleyebileceğin öngörülerin var mı ?

2020 yılı ile yeni bir 10 yıla giriş yaptık. Göksel enerjilerin çok yoğun ve sert olduğu bir yıl olacağını söylemem lazım. Zaten sanırım hepimizi bunu ocak ayından itibaren hissetmeye başladık. Eski yapıların yıkılacağı, kopuşların ve kayıpların olacağı bir dönem. Kova çağına doğru giderken, artık işe yaramayan her tür oluşumun yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Bununla beraber, eski giderken, yepyeni konular da gündemimize gelebilir. İnsanoğlunun tekamülünde çok önemli bir enerjisel kavşaktayız. Bu yıl, içsel şifa çalışmalarımıza zaman ayırmalıyız. Kendimizi dışardaki olaylara kaptırmamalı, enerjimizi korkuda değil, sevgi ve şefkatte tutmalıyız.

**

İşte böyle.. buraya kadar okuyup daha fazlası ilginizi çekiyorsa aşağıya Ulya’ nın hesap adreslerini ekledim… sevgi ve sağlıkla dolu günlere…..

https://www.instagram.com/ulyacan/

https://ulyacanastroloji.com/

https://www.youtube.com/channel/UCudXJpcCjFM7sjJkQ61SuBw

şundan bundan

Zor günler…

Yazmaya ne mecalim ne isteğim ne durumum oldu uzun zamandır. Hem ülkede hem dünyada hem bende sağlık sorunları.. Hem ülkede hem dünyada hem bende psikolojik bir sorgulama, uyanış, daralma, bunalma, çaresizlik, umut…karışık şeyler…

Şükür bugüne.. sağlığım düzeldi gibi.. Evden çalışmaya devam ediyorum günlerdir. Bir yandan Kubi hapis tabi. Bazen birbirimizi yiyoruz bazense harikayız. Onun için daha zor .. küçücük ruhu kocaman bir hapiste… rutinliğimizi bozmak için elimden geleni yapmaya uğraşıyorum ama bazen benim de gücüm kalmıyor. İşlerim çok gergin stresli.. stres sağlığımı daha da bozuyor.. elimden geldiğince kontrolümü kaybetmemeye çalışıyorum… Fırsat yaratıp kitap okumaya gayret ediyorum çünkü bana çok iyi geliyor. Hele de aşk romanları.. bu ara en güzel kafamı dağıtan şey bu..  dizi izlemiyorum film eh arada… zaten ev işi yemek olayı o kadar nankör ki.. bitmiyor… ve en çok enerjimi sarfettiğim konu da ÖDEVLER.. yok eba yok classroom uygulaması yok ikna çabaları pazarlıklar…. molalarla tatlılıkla işi hallediyoruz şimdilik.. Süreç uzun gibi eğitimde de sağlık probleminde de.. Umarım hızlıca ve kalıcı bu dert gider dünyadan…yada o kadar azalır ki normal günlere döneriz…

Artık ne giycem derdi yok nasıl görünücem derdi yok… günlerdir evden çıkmadım… yarın çıkıcam işyerine gitmek zorundayım.. ne yalan söyliyim çok heyecanlıyım çok ilginç 🙂

corona öncesi corona sonrası hayat artık birçoğumuza göre …

Ufak ufak bloğa dönerim belki.. bazen güzel fikirler paylaşımlar geliyor aklıma sonra bir rehavet halsizlik başka işler kalıyor gene… instagrama biraz biraz döndüm o daha kolay geliyor sanırım..

Sizler de bu karantina, bu salgın döneminde büyük kararlar alma evresinde misiniz? Hayatı sorguladınız mı ? Yazarsanız mutlu olurum. Bu bloğu bazen boşa yazdığımı uğraştığımı düşünüyorum… bir beğen tuşu için mi.. hatıra içindi evet ama bazen de karşılık görmek daha iyi hissettirebiliyor.. okuyor musunuz gerçekten bileyim…..