izledimler

Yaşamın Anlamı…

Kişisel Gelişim, psikoloji… vb konularda sıkça videolar izlerim. Çok faydasını gördüğüm videolarla karşılaşıyorum bazen… Bundan sonra onları da burda paylaşacağım. Böylece emek verenlere beğeni / takip faydanız olur hem de bu faydalı konuşmalar sizlere de bir ışık olur diye düşündüm. Kimi zaman uzun olabilirler kimi zaman kısa…

Umarım ilginizi çeker.. Çekmezse de benim anı defterim olan bu blogda sonsuza dek kalsınlar 🙂

Lütfen izlediyseniz fikirlerinizi yoruma yazın..mutlu olurum..ve öneri videolarınızın kitaplarınızın linkini ismini yazın…

İlki Dr. Wayne Dyer… Yıllar önce ” Hatalı Alanlarınız” adlı muhteşem kitabını okumuş..hatta sonra yine ara ara okumuştum.. Değerli biri.

kitaplık

Şımarık Çocuk Bir Şehir Efsanesi

Alfie Kohn’ un kitabı ” Şımarık Çocuk Bir Şehir Efsanesi’ ni bitireli günler oldu fakat bloğa yazmak bir türlü kısmet olmadı. Ağır ağır okuduğum bu kitapta çocuk yetiştirmedeki tutumlarla ilgili fazlasıyla araştırmalara, makalelere değinilmiş. Helikopter ebeveynlik konusu özellikle.. Ödüllendirme, ceza, övgü motivasyon, özsaygı konusu da çok detaylı işlenmiş. Türlü türlü deneyler, çalışmalardan ve hipotezlerden bahsediliyor. Yani akademik bir kitap. Eğitim bilimine ilgi duymuyorsanız ağır gelebilir içeriği, dili.

Şimdi alıntılarımı paylaşmak isterim sizlerle… eğer bloğuma mailinizle kayıtlıysanız ( sağda kayıt yeri var 🙂 kayıt olursanız yeni yazılarımı mailinize haber verecek ) yorum bırakın mail adresinize bu kitabın pdf  halini gönderebilirim ilgileniyorsanız.

— Resim halindeki alıntıların üzerine tıklarsanız okunaklı halini görebilirsiniz.

* * * * *

Şöyle düşünelim: Eğer ebeveynlerin okul ödevlerine fazla karışıp

karışmadığını sorguluyorsak, ödevin yapmaya değer olup

olmadığını (hatta okulda zaten saatler geçirmiş çocuğun evde

neden ikinci vardiyaya başladığını) sorgulamıyoruz demektir.

Eğer çocukları çok kolay veya sık övüp övmediğimizi irdeliyorsak,

övgünün kontrolcü niteliğinden ötürü mahzurlu olup olmadığına

değinmiyoruz demektir.

* * * *

Freud’un ve diğer derinlik psikologlarının yazılarını hiç okumamış

kişiler dahi bilir ki, sürekli atıp tutan ve böbürlenen, başarılarını

anlatan veya pahalı giysi ve takılarını göstermeye çalışan,

herkesten çok daha iyi olduğunu söyleyip duran insanlar, aslında

hiç de etkileyici olmadıklarına dair derinlerde hissettikleri kuşkuyu

susturmaya çalışıyor olabilirler. Rekabetçi birini incelerken

kişiliğinin yüzeyini biraz kazıdığınızda baskın bir özgüvensizlikle

ve kendinden kuşku duyma eğilimiyle karşılamanız gayet

olasıdır. Aynı şey narsistler için de geçerlidir: “Görkemli kişiler

olduklarına inanırlar ( . . . ) ama savunmasızlık ve kırılganlık belirtileri

deneyimlerler; kendilerinden kuşku duymaktadırlar.”19

Saldırgan bireyler için de benzer şeyler söylenebilir

* * * *

Bence ebeveyn olarak üstesinden gelmemiz gereken en büyük

zorluk direnç göstermeyen çocuk tercihimizi bir kenara bırakmak

ve kısa vadeli başarıyı bir ölçüt olmaktan çıkarmaktır

(özellikle de başarıyı alışılmış ve yavan standartlar üzerinden

tanımlıyorsak) . Çocuklarımızın tüm yaşamları boyunca token

(not, para, onay) toplayan değil de, esinleyen ve etkileyen bireyler

olmasını istemez miyiz? Kişisel çıkarları yerine çoğunluğu

düşünmeleri daha makbul değil midir? Gelenekleri farklı bir bakış

açısıyla değerlendirmeleri ve saçma, baskıcı veya kendi amacına

zarar veren unsurları sorgulamaları bizi memnun etmez

mi? Her daim yapılagelmiş olanı sırf her daim yapılageldiği için

sürdürmelerini mi istiyoruz?

Bu iddialı hedeflerin üç bileşeni vardır. Birincisi, çocukların

sevme, umursama ve duyarlılık gösterme eğilimini güçlendirmek ve

“toplum yanlısı” (prosocial) bir yönelim geliştirmektir. İkincisi,

özgüvenlerini ve fikirlerini ortaya koyma eğilimlerini desteklemektir.

Üçüncüsü, kuşkuculuğun ve her şeye uymaktan kaçınmanın

değerini anlamalarını sağlamaktır.

* * * *

Keşfetmeye, fikirlerini savunmaya, bazen hatalar yapabildiklerini kabul etmeye

ve otoriteyi sorgulamaya daha yatkın olurlar. Alışılmadık

yanıt ve tepkilerini gerçekten memnuniyetle karşıladığımızı açık

biçimde ortaya koymamız ve söylediklerimize kafa tuttukları

zaman savunmaya geçmekten kaçınmamız gereklidir. Aslına

bakarsanız, karşı savlarını (onlara katılmasak bile) nasıl olabildiğince

ikna edici şekilde savunacakları konusunda da çocuklara

yardım etmeliyiz. Amacımız bir tartışmayı kazanmak değil,

çocukların kendi başına düşünmesini (ve bunu gittikçe daha da

becerikli biçimde yapmasını) sağlamaktır. Özetle şunu diyebiliriz ki, çocuklar karar vermeyi ancak karar

vererek öğrenebilirler, talimat izleyerek değil. Eğer dünyayı

daha iyi bir yer yapmak için sorumluluk almalarını istiyorsak, o

zaman onlara sorumluluk vermemiz gereklidir. Bu da kontrolü

(ister pervasızca ister de nazikçe uyguluyor olalım) biraz azaltmak

gerektiği anlamına gelir. (Nazikçe kontrol uygulamanın

örneği bizi memnun eden çocuğu övmektir, bu da özgüvensizlik

ve otorite konumundaki kişiye bağımlılık yaratır. Ne kadar

övgü kullanırsak çocuk da övülmeye o kadar gereksinim duymaya

başlar.) Bu ebeveynlik yaklaşımıyla, başkalarıyla ilişkilerimizin

saygı ve işbirliği temelinde ilerleyebileceğini gösteririz.

Bizi otoriteyi sorgularken ve inandığımız bir ülküyü savunurken

görmeleri de çok etkili bir örnek teşkil edecektir.

* * * *

 

kitaplık

Seninle Başlamadı

Yeni bir kitaba başladım tavsiye üzerine. Başladığım bu kitaptan sizlere birkaç sayfa paylaşmak istedim. Etkileyici bir kitap. İçinde düşünerek yazarak çalışıcak çok şey var. Konsantre olmak, içimizdeki dirence direnç göstermek gereken konular da var. Okuyup geçildiğinde bu kitap sadece okunmuş olucak. Fakat yazarak, düşünerek, sorgulayarak, sindirerek okunursa bu kitap eminim birşeyleri değiştirebilir kendimizde. Benim bazen canım istiyor yazmak düşünmek bazense kaçıyorum bitkin hissediyorum yüzleşmeye gücüm olmuyor belki de.. tabi bu dönemde benim için daha da zor bu tür çalışmalar yapmak. Belki okudukça yine kitaptan birşeyler paylaşırım ilerde.

  • üzerine tıklarsanız daha büyük halini okuyabilirsiniz.

kitaplık

Şamu..

İşyerimizin kütüphanesinde rastladım bu kitaba.. ” ŞAMU BANA HAYAT AŞK VE EVLİLİK HAKKINDA NELER ÖĞRETTİ ” İlginç geldi. İsmi bence ofsayt. Çok uzun. Kitabın yazarı bir gazeteci. Amy Sutherland. Vahşi hayvan eğitmeninden öğrendiği teknikleri eşinde, annesinde hayatında kullanmasını anlatıyor. Dili akıcı, zaman zaman esprili. Hayvanların eğitilmesiyle ilgili ilginç detaylar da var kitapta. İlk başta kulağa aşağılıyormuş gibi gelebilir ama farklı gözden bakınca kitap ilginç geliyor ve de eğlenceli 🙂

Kitabın tanıtımında şöyle yazıyor ;

” Vahşi hayvan eğitmeninin teknikleriyle kocasını yola getirdi. Amerikalı eski gazeteci Amy Sutherland bugün üç yıl öncesine göre tamamen farklı bir kişi. Daha iyimser, daha sabırlı, daha sakin, insanları daha az yargılıyor. Ne oldu da Sutherland böyle oldu? Antidepresan mı kullandı? Yooo! Sihirli bir psikoloğa mı denk geldi? Hayır! Yoga? Değil! Hidayete erdi? Alakası yok! Harvard Üniversitesi’ne bağlı bir enstitüde vahşi hayvanlar nasıl eğitilir konulu bir yıllık eğitim programına katıldı. Amacı öyle birkaç kere derslere girip, katılımcılar, hayvanlar ve öğretmenlerle ilgili bir yazı dizisi hazırlamaktı. Ama dersler tahmin ettiğinden daha ilginçti. Bir yıl boyunca enstitüye gidip geldi. Eğitmenlerin hayvanlar üzerinde kullandığı teknikleri farkında olmadan hayatına uyarladı. En güzeli de hayvan eğitme tekniklerini kocası Scott’ın üzerinde kullanıp terapilerle düzelmeyen evliliğini kurtarmasıydı. Sutherland’in bu deneyimlerini anlattığı kitabı şu anda New York Times gazetesinin çok satanlar listesinde. Bir film şirketi de kitabın haklarını satın aldı. -Ezgi Başaran/ Hürriyet- Asla böyle bir kitabı yazmayı düşünmemiştim. Ama hayvan eğitiminin beni böyle değiştireceğini de beklememiştim… Deneyimlerim, düşünmenize, birkaç kahkaha atmanıza, hafif dozda felsefi düşüncelere dalmanıza ve… bazı küçük sorunlarınızı çözmek için bir yol bulmanıza yarayabilir. Ya da sizi tepeden tırnağa değiştirebilir… -Amy Sutherland-  “

Bunlar da benim fikriniz olsun diye seçtiğim sayfalar…

 

 

 

şundan bundan

Anın farkında olmak

“Tanrı andadır” sözünü yıllar önce bir yerde okumuş etkilenmiştim.. Anı yaşamak konusunda sıkıntıları olan biri olarak bu konuda karşıma çıkan herşeyi okudum yıllardır.. Bazı zamanlar teknikler denemeye niyetlendim. Ya kısa vadeli oldu sürdürelebilirlik sağlayamadım. Ya da bana göre olmadıklarını anlamam zaman aldı. Veyahut da öyle krizler yaşadım ki teknik meknik işlemedi başa sardım.

Çalıştığım şirketin eğitim kataloğunda ” Mindfulness “ konulu eğitimi gördüğümde tabi ki hemen atladım. Özellikle bu sıralar oldukça ihtiyacım vardı böyle bir eğitime, söyleşiye… İyi ki de şartları zorlamış katılmışım diyorum. Eğitimi PDR International ‘ dan Burcu Katmer sundu.

Nedir Mindfulness ?  Havalı geliyor kulağa.. Çağımızın havalı trendy kişisel gelişim tuzağı mı?  Hayır. Kelimelere takılmadım hiç. Bana hissettirdikleri benim kafamdaki çeviri mühim çünkü. Mindfulness bana anda kalmayı, olanı kabul etmeyi ve duraklamayı hatırlattı hep. Bunu eğitmene de ifade ettim eğitimde zaten. Eğitim aktif bir sohbetle ilerlerdi hep. Sıcak, samimi bir ortamda. Dökülmek iyi geldi bana.. sorgulamak.. farkındalığı nasıl arttırabilirize ilişkin düşünmek…

Bir sürü uyaranlarla dolu yaşamda bazen en değerli olanı unutuyoruz. Nefes almak.. Derin nefes almak ne iyi geliyor oysa insana..

Bir sürü işi aynı anda yapmanın beyne zarar verdiğini konuştuk mesela… bunu çok yaparım..azaltmaya çabalıyorum son zamanlarda.. çünkü gerçekten bu baskı öfke yaratıyor ve yoruyor. Süper anne Süper çalışan Süper eş olmak zorunda değilim. Kimse de süper falan olamaz zaten. Ancak kendini kandırır harap eder.

Eğitim sonunda Burcu Katmer tekniklerden 3 tane seçip uygulamaya çalışmaya geçmemizi istedi. Benim listem ;

  • Her sabah aynaya bakıp gülümsemek ve o günü nasıl geçirmeye niyet ettiğimi dile getirmek
  • Yapabilirsem gün içinde yapamazsam en azından akşam yatmadan önce derin nefes alma egzersizi yapmak
  • Her akşam minnettarlık egzersizi yapmak ( bir zamanlar yaptığım şükür listesi gibi bir şey bu da.. beyni olumlu şeyleri daha sık görmeye provalandırmak gibi )

Aslında iç huzura ermek öyle basit ki.. sihirli değneğe ihtiyaç yok ya da çok zor uygulamalara, tekniklere… bazı şeyleri alışkanlık haline getirmek ve kendine şefkat göstermek yeterli olucak. Bunu sık sık hatırlamak gerek. Eğitimde Burcu hanım şöyle demişti. ” Kendimize büyükanne şefkati gösterelim ” Babaanneler anneanneler genel olarak nasıldır. Hoşgörülü, rahatlatan, sarıp sarmalayan, gevşetendir. Aynen öyle işte. Bir hata yaptığımızda veya dibe daldığımızda kendi şefkatli kollarımızı kendimize sarmalıyız…