şundan bundan

Anın farkında olmak

“Tanrı andadır” sözünü yıllar önce bir yerde okumuş etkilenmiştim.. Anı yaşamak konusunda sıkıntıları olan biri olarak bu konuda karşıma çıkan herşeyi okudum yıllardır.. Bazı zamanlar teknikler denemeye niyetlendim. Ya kısa vadeli oldu sürdürelebilirlik sağlayamadım. Ya da bana göre olmadıklarını anlamam zaman aldı. Veyahut da öyle krizler yaşadım ki teknik meknik işlemedi başa sardım.

Çalıştığım şirketin eğitim kataloğunda ” Mindfulness “ konulu eğitimi gördüğümde tabi ki hemen atladım. Özellikle bu sıralar oldukça ihtiyacım vardı böyle bir eğitime, söyleşiye… İyi ki de şartları zorlamış katılmışım diyorum. Eğitimi PDR International ‘ dan Burcu Katmer sundu.

Nedir Mindfulness ?  Havalı geliyor kulağa.. Çağımızın havalı trendy kişisel gelişim tuzağı mı?  Hayır. Kelimelere takılmadım hiç. Bana hissettirdikleri benim kafamdaki çeviri mühim çünkü. Mindfulness bana anda kalmayı, olanı kabul etmeyi ve duraklamayı hatırlattı hep. Bunu eğitmene de ifade ettim eğitimde zaten. Eğitim aktif bir sohbetle ilerlerdi hep. Sıcak, samimi bir ortamda. Dökülmek iyi geldi bana.. sorgulamak.. farkındalığı nasıl arttırabilirize ilişkin düşünmek…

Bir sürü uyaranlarla dolu yaşamda bazen en değerli olanı unutuyoruz. Nefes almak.. Derin nefes almak ne iyi geliyor oysa insana..

Bir sürü işi aynı anda yapmanın beyne zarar verdiğini konuştuk mesela… bunu çok yaparım..azaltmaya çabalıyorum son zamanlarda.. çünkü gerçekten bu baskı öfke yaratıyor ve yoruyor. Süper anne Süper çalışan Süper eş olmak zorunda değilim. Kimse de süper falan olamaz zaten. Ancak kendini kandırır harap eder.

Eğitim sonunda Burcu Katmer tekniklerden 3 tane seçip uygulamaya çalışmaya geçmemizi istedi. Benim listem ;

  • Her sabah aynaya bakıp gülümsemek ve o günü nasıl geçirmeye niyet ettiğimi dile getirmek
  • Yapabilirsem gün içinde yapamazsam en azından akşam yatmadan önce derin nefes alma egzersizi yapmak
  • Her akşam minnettarlık egzersizi yapmak ( bir zamanlar yaptığım şükür listesi gibi bir şey bu da.. beyni olumlu şeyleri daha sık görmeye provalandırmak gibi )

Aslında iç huzura ermek öyle basit ki.. sihirli değneğe ihtiyaç yok ya da çok zor uygulamalara, tekniklere… bazı şeyleri alışkanlık haline getirmek ve kendine şefkat göstermek yeterli olucak. Bunu sık sık hatırlamak gerek. Eğitimde Burcu hanım şöyle demişti. ” Kendimize büyükanne şefkati gösterelim ” Babaanneler anneanneler genel olarak nasıldır. Hoşgörülü, rahatlatan, sarıp sarmalayan, gevşetendir. Aynen öyle işte. Bir hata yaptığımızda veya dibe daldığımızda kendi şefkatli kollarımızı kendimize sarmalıyız…

Reklamlar
izledimler

Ölümlü Dünya

Sinemadayken fragmanını görmüş çok merak etmiş gitmeye heveslenmiştim. İyi ki gitmişim. Absürd komedisi nefis. Diyaloglar, mimikler, komik olup komik değilmiş gibi duruşlar … Kan&şiddet filmlerde sevmediğim ikilidir. Bu filmde var bu ikili bolca.. var ama yoklar gibi 🙂 Resimde görülen iki gözlüklü benim için filmin en komikleri en dumurlarıydı. En çok bu adamlara güldüm. Hikaye saçma mı evet, mantıksız şeyler var mı evet… ama bir laf vardır sevdiğim ” MİZAH ABARTI SANATIDIR ”  🙂  ben ve eşim eğlendik.. Ali Atay yönetmiş filmi. Meşhur Leyla Mecnun’ un Ali Atay’ ı..  Filmdeki ” Rasputin “müziği kulakda kalıcıdır dikkat 🙂

izledimler

Arif V 2016

Merakla beklediğim filmi dün akşam izledim. Çok iyi vakit geçirdim. Cem Yılmaz’ ın şarkı söylediği farklı kostümler giydiği sahnelerde özellikle ekstra keyiflendim. Çok tatlı adam. Çok seviyorum Cem Yılmaz’ı. Leman’ dan başlayan bir sevgi. Zeki, duygulu ve mizahı kuvvetli bir adam. Zeki Müren’ li sahneler enfesti. Seda Bakan’ ın oyunculuğunu donukluğunu pek beğenmesem de genel olarak herşey çok güzeldi. Sinemada arkamızda oturan gençler o kadar tatlı kahkahalar atıyorlardı ki bazı yerlerde ( küfürlü özellikle ) onların gülmesinden güler hale geldim 🙂 Cem Yılmaz’ ın cesurca giydiği eğlenceli kıyafetlere bayıldım. Hele fındıkkıran sahnesi ve Seden Gürel hali …. İyi ki var Cem Yılmaz… Ekibiyle yine başarılı yine sevdiğim bir film yaptı bana göre.

kitaplık

Beyaz Zambaklar Ülkesinde…

Atatürk’ ün müfredata konulmasını arzu ettiği bu kitapla bir mecburiyet sebebiyle tanıştım. Tarihden pek hoşlanmadığım için başta önyargılı yaklaşığımı söyleyebilirim. Kitap 1920 lerdeki Finlandiye ile ilgili. Bataklık ve kayalık olan bir ülkenin kalkınmasının temelini anlatıyor. İsveç ve Rusya ile olan ilişkisi.. Ülkeyi kalkındırma çabasında olan filozof, din adamları..Kalkınmanın her ayağı…Ordu, din, çocuklar, eğitim, futbol, tarım..
Kitaptan biraz alıntı eklemek isterim fakat öncelikle FİNLANDİYE EĞİTİM MODELİ’ nden de bahsetmek isterim. Bu kitaptan önce de Finlandiya’ nın eğitim sistemiyle ilgili bilgim vardı. Çünkü oğlumun okulunun eğitim danışmanı değerli Ali Koç ( eğitimpedia ) Finlandiye Eğitim Modeli’ ni de gözlemleyerek kendi okuluna (Fide Okulları) uygulayabildiği kadar uygulamaya çalışıyor bunu biliyorum. Finalndiya ve Türkiye arasında fazlasıyla farklar var tabi buaraya aynen uygulamak çok zor. Finalndiye Eğitim Modelinde İlk 6 yıl ödev not yok.. Ödev neredeyse yok. Müfredat basit ve öğrenci öğretmen şekillendiriyor müfredatı. 16 yaşında genel bir sınav varmış sadece. Ders saatleri az. Oyuna spora teşvik çok. Rekabeti onaylamıyor okullar. Özel okul yok. Öğretmen olmak kolay değil ve çok önemli bir mevki orada.  Darısı başımıza diyorum biraz ümitsiz olsam da…. Çocuklara okul dışında da örnek olmamız iyi eğitim vermemiz okumaya deneye teşvik etmemiz ne kadar önemli. Okullarımız iyi değilse biz anne babalar teyzeler halalar komşular çevremizde ne kadar çocuk varsa o çocuklara iyi örnek olmalıyız onlara ışık tutmalıyız….Ben elimden geleni yapıyorum çocukları çok önemsiyorum.
Neyse , Bu kitap hakkında araştırma yaparken bir blog yazısında çok etkilendiğim bir kişiyle karşılaştım….ve bilmediğim tanımadığım için utandım. Onu da bir dahaki yazımda paylaşacağım. Öncelikle o kişiyle ilgili okumam gereken bir kitap ve videolar var. Sonrasında buraya mutlaka yazacağım.
Kitaptan alıntılarımı paylaşayım…
“TANRIM, BENİ DOSTLARIMDAN KORU, DÜŞMANLARIMLA KENDİM BAŞEDERİM. “
Dindarlık işte budur. Herşeye ve herkese karşı hissedilen temiz ışıklı ve yaratıcı sevgi duygusudur. Papaz Mcdonald
”aydın olmak sizin için bir vazife ifa etmenşz gereken bir hizmettir. sizin göreviniz bir mum gini yanarak halkı aydınlatmaktır. mumu yaktıktan sonra fanus altında tutmazlar etrafa daha iyi ışık saçabilmesi için yüksek bir şamdana yerleştirirler.”
Öğretmenlere ve akademisyenlere hitaben ; ” Aziz arkadaşlar! çalışma koşullarınızın ne kadar ağır olduğunu biliyorum. insanlarınızın emeğinizi değerlendirmediği ıssız yerlerde nasıl yaşadığınızı biliyorum. maddi durumunuzu da anlıyorum. ama ne yapabiliriz? unutmayın: halkı uyandırmaya daha yeni başlıyoruz…sizleri fedakarlığa davet ediyorum herkesi değil, yalnıca fedakarlık yapmayı kabul eden ve bunu yapabilecekleri çağırıyorum. afedersiniz ama sizinle açık konuşacağım: biliyorum ki, her meslekte olduğu gibi aranızda ruhen eğitmen olmayanlar da var. onlar sanatkar bile değiller. onlar mesleklerini sevmeyen, mesleklerini kahreden tembellerdir. bir arkadaş olarak onlara nasihat ederim: okulu bırakın. başka bir uğraş bulun, yazıhanelere gidin, tüccar olun. başka işlerle ilgilenin. ama canlı ruha ve büyük bilgiye gerek duyulan meslekleri işgal etmeyin…”  johan wilhelm snelman
‘Anne-babalar çocuklariyla hiç ilgilenmezler. Ara sira onlara sekerleme ve oyuncak almaktan öteye bir is yapmazlar. Bu durum karsisinda çocugun akli, fikri, ruhu islenmemis bir tarla gibi kalir. Buraya yararli hiçbir sey ekilmis olmaz. Anne-babalar çocuklara “yalan söyleme,yaramazlik yapma,bu hareket kötüdür, nefret uyandirir, günahtir,” gibi nasihatlerde bulunurlar, ama nasihatleri veren kisiler birbirlerini aldatirlar. Onlarin yaninda öyle davraniniz ki sizin meziyetlerinizi bizzat görerek sizi sevmeye baslasinlar’
‘Devlet büyük bir ailedir Halk kitleleri ise sizin küçük kardeşlerinizdir. Onların kötü yaşam biçimleri toplumun üst sınıflarının utancı ve cinayetidir’

 

şundan bundan

Elma Kurdu Kırtık


Tiyatroyu çok seviyorum. Gençliğimde ve Kubilay’ dan önce çok sık giderdim tiyatroya. Özellikle de Devlet ve Şehir tiyatrolarına. Kubilay da seviyor tiyatroyu. Onu sıkça götürüyorum. Okulda da her ay 1 oyun izliyorlar ya okulda ya dışarda. Watergarden Avm’de de Cumartesi ve Pazarları saat 16 da ücretsiz çcouk oyunları oluyor. Arada da onlara gidiyoruz. Ümraniye Sahnesinde ” Elma Kurdu Kırtık ” oyununa gittik. Memnuniyetsiz Elma Kurdu Kırtık’ ın hikayesi vardı. Şarkılı müzikli olması çocuklar için çok keyifliydi.Gitarla şarkılar söylenmesi falan pek güzeldi. Ben de alkış tuttum tabi çocuklar kadar. 

 

 

 

şundan bundan

2018 mi !!!!

Şaşkınım… Zamanın ilerlemesine… Yıllara… şaşkınım..

2018 geldi çattı. 2017 zor bir yıldı benim için. Dilerim 2018 daha sağlıklı ve mutlu geçer. Her zorluktan ders çıkarmak gerek tabi. Umarım doğru tespitler yapıp derslerimi almışımdır.

Yeni yılda klasik demeyin ama kesinlikle başta sıhhat sonra da keyifli bereketli geziler, yeni ferah pırıl pırıl bir ev ( hayale vergi yok 🙂 istiyom işte ), bol kahkaha, daha çok sinema ve kitap istiyorum…

 

kitaplık

Bir Cadı Masalı

Uzun zaman önce okumuştum bu sayfaları not almışım fakat ekleyemedim bir türlü.. Kitap hakkında uzun uzadıya yazamasam da birazcık nasılmış acaba merakını gidermek için buraya eklemek istedim birkaç sayfa. Tıkladığınızda okunaklı haline ulaşabilirsiniz. İyi haftasonları,