kitaplık

Bir An Gelir…

” Bir an gelir sabrınız biter, bir an gelir bir şeyler değerini yitiriverir, bir an gelir sizi özgür olmaktan dahha başka bir şey ilgilendirmez, bir an gelir özünüz kararı, bir an gelir artık eylem arzusu sebebin önüne geçmiştir ve her şey biter. Aslında her şey bir anda olur, yavaş yavaş büyüyen bir çığ gibi üstünüze gelse de ayrılık. Her şey bir anda olur. ”

” Hayatı sevmek kendini sevmekten geçiyor. Kendini seven insan başkalarını da sevebilir. ”

Gülriz Sururi’ nin anılarını yazmış olduğu ” BİR AN GELİR ” adlı kitabını okudum. ” Kıldan İnce Kılıçtan Keskince ” den sonra bu da güzel geldi. Kalın dopdolu bir kitap. İçinde bir hayat var ve de başka hayatlar…

Reklamlar
kitaplık

Kıldan İnce Kılıçtan Keskince

” Kıldan İnce Kılıçtan Keskince “ Gülriz Sururi’ nin kendi hayatını, anılarını yazdığı kitabı. Ben Gülriz Sururi’ yi hep ” şamama kim sen kimsin, herkes haddini bilsin, o bi küççük hanfendü…” diye bir şarkıyla hatırlıyorum. Bir müzikalde izlemiştim ama detayını hatırlayamıyordum. Ve Gülriz Sururi deyince aklıma gelen başka iki şey de göz makyajı ve minik topuzu, saçlarıydı. (Koyu göz makyajına meğer gözündeki rahatsızlık nedeniyle başlamış)
Kitabı arkadaşımın annesinde gördüm ve merak ettim. İyi ki okumuşum. Çok keyifliydi, akıcıydı. Oldukça kalın bir kitap. İçindeki siyah beyaz , renkli fotoğraflar, bir çok tiyatrocunun isminin geçmesi, akıcı yazış biçimi bana keyif verdi. Kitapta neler ve kimler var, neler geçiyor satırlarda….aklıma gelip yazabildiklerim…… Tiyaro sevgisi, Keşanlı Ali Destanı, Aşk, Muammer Karaca, Yalnızlık, Haldun Dormen, Aile sevgisi, ödüller, Adile Naşit, Engin Cezzar, Azim, Ali Poyrazoğlu, Kaldırım Serçesi, Ecevit, Kenterler, Doğa , Nisa Serezli, Metin Serezli, Neco, Füsün Önal, Haldun Taner, Yaşar Kemal, Reşat Nuri,  ………………. Kitapta dolu dolu bir yaşam var.
Alıntılarıma geçmeden önce Gülriz Sururi’ yi merak ediyorsanız işte bu da sitesi  
http://www.gulrizsururi.com/ Özellikle fotoğraflar bölümünü tavsiye ediyorum…
Alıntılarım;
Öyle severdi ki aynaları Gül Hanım, genellikle hoşlandığı kişileri bile aynalardan seyrederdi. Bu hoş bir alışkanlık olmuştu onun için, eline geçen güzel şeylere bile aynadan bakmak. Bir çiçek mi kopardı bahçeden, hemen eve koşar, siyah sedef süslü konsolun aynasında, onu iki eliyle sımsıkı tutar, sağa sola çevirip her yanını aynadan incelerdi.
* * *
” Nasıldım ? ” sözcüğünün altında çok şeyler gizlidir. Çünkü tiyatrocu gösterişçi kişidir eninde sonunda. Kişilik farkları, inançları, tiyatro anlayışları değişebilir. Ama bir şey değişmez: gösteriş merakı. Mesleğini seyredilerek sürdüren herkes için böyledir bu. Neden cevabı yürek çarpıntısıyla bekliyoruz? Bazısı sormaz, ama o da bekler. Kendisine nasıl olduğu söylenmeyince de küser çocuk gibi. Hiçbir banka memuru görevini yaptıktan sonra sorar mı ” Bugün nasıldım? ” diye, para yatırmaya gelen müşteriye veya arkadaşlarına?
 * * *
– Gülriz, dedi, eğer tiyatrocu olmaya karar verirse, bil ki insanların sana olan tutumu, senin tiyatroculuğunla değil kişiliğinle ilgili olacaktır. İnsanları artist, artist değil diye ikiye ayırmak diye bir şey söz konusu olamaz. Şu çevrene bak birkere. Nasıl değişik kişiler var küçücük bir tiyatro grubunda. Yalancılar, küfürbazlar, gerçek terbiyeliler, sahteleri, kendisine saygısı olanlar, hiçbirşeyi önemsemeyenler, hepsi de aynı meslekte, aynı sahneyi paylaşıyorlar. Ayrıca yaradılışlarıyla oyunculukları arasında bir bağ kurmak da imkansız. Demek ki insanlar vardır yalnızca. Meslekler ve hatta milletler, ırklar değil.  ( Bunları söyleyen hocası Ferih Egemen )
* * *
Bedia Muvahhit hanım yıllar önce bir gün berberde saçlarını yaptırıyormuş. Bir hanım yaklaşmış yanına:
– Ah Bedia hanımcım, ben de sizin gibi artist olacaktım vaktiyle, ama ailem müsaade etmedi. ” Tiyatroya girme sakın, orospu olursun ” dediler, demiş.
Bedia hanı kadına şöyle bir bakmış:
– Peki sonra nerede oldunuz? Deyivermiş. Çok hoşuma giden yüzlerce hikayesinden biridir bu Bedia hanımın.
* * *
Her gece bıkmadan seyrettim Cahide hanımı. Eğer ileride, Cahide hanımın yarısı kadar başarılı bir oyuncu olursam yetecekti bana. Cahide hanımın el yazısıyla yazılmış bir rol defteri vardı. Onu elinden hiç bırakmazdı. 60. oyundan sonra bile o defterle girer kulise, biraz okur, sonra kulis panosunun kenarına sıkıştırıp tahtaya vurarak girerdi sahneye.
* * *
Sabah uyandığımda başka bir insandım, sanki bir mucize olmuştu. Bir şey keşfetmiştim : kişi, yaşamla ölüm arasına bir şey koymalıdır. Yaşamla ölüm arasında evlenmek, çocuk yapmaktan daha önemli başka bir şey vardır, insanı hayata bağlayan bir şey; bir nedeni olmalı bu dünyada yaşamanın. Evet, yaşamla ölüm arasına bir şey koymaya çalışacaktım. Ölümü bekleyerek yaşamak dünyanın en aptal davranışı olurdu. Yıllar sonra Yaşar Kemal, İsveç’ te gördüğü İngmar Bergman’ ın bir yapıtından söz ederken aynı şeyleri söyleyecekti.
– Nedir bu kadar bayıldığın bu filmde Yaşar?
– Hiç, herif yaşamla ölüm arasında kişinin muhakkak bir şey koyması gerektiğini anlatıyor sadece. Ama korkunç güzel anlatıyor, korkunç.
* * *
Eğer bir gün olsun güneş doğarken alacakaranlıkta bir tekneyle bilmediğiniz denizlere açılmadınızsa, o özgürlük duygusunun, doğayla kucaklaşmanın yaklaştığı anı yaşamadınızsa, önemli bir şey eksik demektir yaşamınızda.
* * *
Aslında evlilik en zor kurumlardan biridir. Başarılı olması rastlantı olamaz. Önce birbirini, sonra evliliği sevmek gerekir ve ben Engin’ in evliliğini seviyordum.