RSS

İlişkilerin Psikolojisi..

22 Şub
ili

Mustafa Topkara bir psikolog. Tesadüfen nette bir röportajına rastladım etkilendim ve bu kitabını çok merak ettim. Kitap çok kalın. Dopdolu bir kitap. İçinde ikili ilişkiye dair yok yok. Anlatımı çok duru, rahat okunan bir kitap. Eminim okurken etkileneceğiniz bir çok satır olacaktır.  Ben kendimce alıntılar notlar aldım. Kitapdaki detaylı anlatımları aktarmak zor tabi. İlişkiler, erkekler, kadınlar üzerine bir kitap okusam da bir faydası olsa diyorsanız işte o kitap bu bence. Ben çok beğendim.

 
—————–
 
Ne bekliyoruz bir ilişkiden?
 
İçimizdeki o garip yalnızlığın giderilmesini mi, birinin varlığını içimizde hissedip, onun varlığında kendimizi yitirmeyi mi? Birine ait olmayı mı? Ne istiyoruz bir ilişkiden ve niçin bir ilişki yaşıyoruz? Nasıl yaşıyoruz? Kendi hayatımızı mutlu yaşamakta zorlanan bizler, başka birinin hayatını nasıl mutlu kılabiliriz?
 
İnsan, kendini bilmediği için savrulur, başkalarının fikirlerinden etkilenir ve bunları uygulamaya kalkar. Kendi hislerinizi, düşüncelerinizi bilirseniz, hiçbirşeye ihtiyacınız olmaz.
 
Karşımızdakini bir kadın ya da erkek olarak değil de, tıpkı bizim gibi; korkuları olan,kaygılar yaşayan,kendini eksik,değersiz hisseden,zayıf ve güçsüz görünmekten korkan,sevilmeye,takdir edilmeye ihtiyaç duyan,değer arayan,korunmak isteyen biri olduğunu düşünür ve onunla bu şekilde ilişki kurarsak;iletişim mümkün hale gelir.
 
 
Kadın cinsel organları her anlamda bastırmaya uğrarken,durum erkekte tam tersidir.Kadının tüm bedeni cinsel olarak değer bulup  kapatılırken, erkekte herşey açıktadır. “Aç oğlum pipini, göster amcalara “ cümlesi geçmişte kalmışsa da bu anlayışın izleri halen bizimle yaşamaktadır. Sünnet törenlerindeki abartılar böyle olduğunun göstergesidir.Bu davranışlar erkeğe, sahip olduğu cinselliğinin ne kadar önemli olduğunu ve ondan ne kadar çok şey beklendiğini hissettirir.
Önemsediğimiz şeyler, aynı zamanda en zayıf, en kırılgan olduğumuz yerlerdir. Bu nedenle cinsellik erkek için, kendini çok üstün, çok güçlü hissettiği yer olmasına karşın – kadına  göre – ,aynı zamanda en zayıf yeridir de.
 
İnsanın kendini anlaması, ilişkilerinde sürekli tekrar eden sorunlardan kurtulmasını sağlar.
 
 
Mutluluk, insanın kendisi olmasıdır.
 
 
Kişi zihninde geziyorsa, göz hizasında ya da yukarıya doğru bakar. Bu eylemi hem içine dönerken hem de bu dönme sonucunda kendini ifade ederken yapar. Gözlerin bakış hizasında ya da yukarı doğru bakmasından, onun içine dönmediğini, düşüncelerine odaklandığını anlarsınız. İçine dönen biri ise “ yere “, “aşağı ” bakar. Tasavvufta kalbe doğru eğilmenin, meditasyondaki yere bakışın, uzak doğu dinlerindeki rabıtaların yere bakarak yapılmasının psikolojik kökeni bu olsa gerek. Kişi yere bakarak konuşuyorsa, konuştuğu konuyla ilgili hislerini, duygularını paylaşıyor demektir. İçinize dönmeye çalışıyor ancak dönemiyorsanız, durun, yere doğru bakarak düşüneye çalışın. Düşünme biçiminizi değiştiremiyorsanız, davranışlarınızı değiştirerek bunu yapabilirsiniz.
 
İçine dönmekte zorlanan biriyseniz, “yere bakarak düşünmekte “ çok zorlandığınızı görürsünüz, bakışlarınız hemen yukarı kalkar. Yere, aşağıya bakarak düşünmekte , içinize dönmekte ısrar ederseniz, zaman içinde bunu yapar ve alışırsınız. Yere, aşağı bakarak içinize dönerken, duygusal bir havaya girdiğinizi farkedersiniz. Bu duyguları hissetmek ilk zamanlar üzücü, rahatsız edici olabilir, ancak zaman içind ebuna alışacaksınız.
 
Yere, aşağı bakarak kendimizi anlamaya çalışmak, zaman içinde kendimizi anlamamızı sağlayacaktır. Duygularımızı anladığımızda, kendimizi kötü hissettiren durumların neden başımıza geldiğini , neden bunları engelleyemediğimizi, bunlarından nasıl kurtulacağımızı, ne yaparak ya da yapmayarak bu olayları başımıza getirdiğimizi anlarız. O zaman hiç kimsenin bize ne yapmamız ya da yapmamamız gerektiğini söylemesine ihtiyaç hissetmeyiz, ne yapmamız gerektiğini biz biliriz.
 
 
Korkudan mı sevgiden mi kaynaklanıyor davranışlarımız ? Kaygıdan mı yoksa anlayıştan mı iyimseriz, ilişkide ?
 
İlişkilerimizi içimizden geldiği gibi yaşayamamamızın nedeni kaybetme korkularımızdır.
 
 
İlişkiye değer vermek; kestirip atmak, hemen yorulup kenara çekilmek yerine, sorunları konuşmak, sorunları ; duygularımız tükeninceye kadar, karşımızdakinin bizi gerçekten anlamak istemediğini, değişmeyeceğini anlayıncaya, bu konuda içsel bir emin olma duygusu oluşuncaya kadar uğraşmaktır. Ne yaparsak yapalım, ilişkinin toparlanmayacağına dair içimizde kesin bir kanaat, bir duygu oluşuncaya kadar ilişkide kalmak ve emek harcamaktır.
 
 
Tartışmaların sıklığı aynı olsa da şiddetin düşmesi, ilişkide tarafların karşı tarafı anlamaya çalıştıklarının, ilişkinin sağlıklı bir seyir izlediğinin göstergesidir.
 
Tartışmanın kendisi zarar vermez, ancak hakaret,aşağılama,şiddet,suçlama,yargılama gibi davranışlar sorun oluşturur. Bu davranışlar tartışma sonrasında da kişi üzerindeki etkisini devam ettirir.
 
Karşımızdakine verdiğimiz değerin en önemli göstergesi tartışma esnasında nasıl davrandığımızdır.
 
Tartışma sonrasında tartışma üzerine konuşulmadığında , kişiler birbirini tam olarak anlayamazlar.
 
Eskileri açmak, ilişkilerine bağımlı, kendini değersiz, önemsiz hissettiği halde ilişkiden çıkamayan yetişkinlerin davranışıdır.
 
Kendine güven ya da başka psikolojik sorunları olan erkekler bu sorunlarını “dışarıda” tatmin etmeye çalışırlar. İşle ilgili kaygısı olan ya da yoğun aşağılık kompleksi yaşayan erkekler işlerine çok düşkün olur. Evine, ailesine, eşine zaman ayırmaz.
 
 
Karşımızdakinden taleplerimizin olması doğaldır. İlişkiler bunun üzerine kurulur. Sorun olan, kadın erkek ilişkilerindeki taleplerin pek çoğunun, gerçekte kişisel eksikliklerden kaynaklanması, kişinin kendi içinde halletmesi gereken eksiklikleri başka birinin kapatmasını beklemesidir.
 
 
Karşı cinsin ilişkimizdeki varlığı , bizim psikolojik eksikliklerimizi kapatmak değildir.
 
 
Aile tarafından yeterince takdir edilip övülmemişsek ya da baskıya uğramışsak, bu ilişkide edindiğimiz değersizlik, yetersizlik hisleri de karşı cinsten aşırı beklentiler geliştirmeye neden olur.
 
 
İyi bir vicdan en rahat yastıktır.*C.Brentano
 
 
Kıskançlık duygusu davranışlarımıza,kendimize,karşımızdakine zarar verecek yoğunlukta ve biçimde yansımazsa, ilişki açısından olumlu bir durum yaratır. Kıskançlık duygusu geliştirilen kişiye, kendini önemli, ihtiyaç hissedilir (muhtaçlık değil) hissettirdiği için onu ilişkiye bağlar. Kıskanılıyor olmak karşımızdakinin bizi önemsediğini gösterir, o kişiye karşı duygularımız varsa ilişkiye olan bağlılığımız daha fazla artar.
 
Kadın erkek ilişkilerinde kıskançlıkla ilgili sorun, duyguların varlığında değil, yoğunluğunda ve gösteriliş biçiminde ortaya çıkar.
 
 
Yetişkinlerin kıskançlık davranışlarında görülen; suçlama,yargılama,umursamazlık,aynıyla karşılık verme,kuşku,denetleme,kontrol,takip etme,yasaklar koyma,sınırlar getirme gibi davranışlar çocukluk dönemine ait kıskançlık davranışlarıdır ve bunların hepsi hem karşımızdakine hem de ilişkimize zarar verir.
 
Kıskançlık temelde mücadele edilmesi gereken bir duygudur, ancak bu soruna dönüşebilecek duygunun öncelikle kişi tarafından kabul edilmesi gerekir. İkinci olarak kabul edilen bu duygunun karşımızdakine zarar vermeksizin ifadesi gerekir. Üçüncü olarak da bu duygunun anlaşılması ve ilişkide olabildiğince azaltılması için çaba harcanması gerekir. Çünkü kıskançlık karşımızdakine zarar verdiği kadar, bize de zarar verir.
 
 
İlişkide aldatılmak, erkek için sadece güven kaybı değildir. Aldatılmak çevre tarafından yargılanan bir durumdur. Aldatılmak, kadınlar arasında acınacak, üzüntü duyulacak bir durumken, erkeklerin dünyasında aşağılayıcı durumdur. Hatta bazı erkekler aldatılan erkeklerle arkadaşlıktan kaçınırlar. Aldatıldığı halde ilişkisini yürütmeye kalkan erkeklerin çevresi, sorunu sadece o erkeğin sorunu olarak görmez, bu sorunu ahlaki bir zemine oturtur, toplumsallaştırır ve o erkeği dışlar. Erkeklerin aldatılmayla ilgili yoğun korkuları kıskançlığın ifade biçimine yansır. Kıskançlığı bir duygu olarak ifade etmek yerine, aldatılma ihtimalini ortadan kaldırmak için, erkek ilişkide yasaklar koyar, takip eder, kontrol eder, denetler. Kadınlar erkeğe haber vermeksizin (izin almadan) hareket ettiklerinde, erkeklerden aldatılmış gibi tepki görürler. Aldatılma söz konusu olmamasına rağmen, gösterilen bu aşırı tepki, erkeğin bilinçaltından gelen aldatılma korkusunu işaret eder. Erkek bir erkek olarak aldatılmaktan değil, aldatılmış bir erkek olarak toplumun içinde olmaktan, çevresi tarafından bu şekilde algılanmaktan korkar.
 
 
Kadın-erkek ilişkilerinde “surat asmak” sık yaşanan tepki biçimlerindendir. Surat asmak öfkenin bir tezahürü olarak yorumlanır. Bu yorum kısmen doğruyu yansıtsa da, eksik bir yorumdur ve bu eksik yorum, kişinin karşısındakine nasıl davrandığı hakkında özeleştiri yapmasına engel olmaktadır. Surat asmak kızgınlık, öfke yansıması değildir. Öfke, kızgınlık kişide o an yaşananlar neticesinde ortaya çıkan bir duygusal tepkidir. Kızgınlık, karşımızdakinin bize zarar vermesine karşılık, o anda vücudumuzda ortaya çıkan duygusal ve fiziksel tepkidir. Öfke, vücutta oluşan duygusal durumdur. Bazen birkaç dakika bazen birkaç saat süren bir duygu durumudur. Tüm gün boyunca, hatta günler, haftalar boyunca sürmez. Günlerce, haftalarca süren surat asmalar kızgınlık, öfke olarak değerlendirilmez. Surat asma davranışının oluştuğu andaki duygusal durum ile kızgınlık anındaki duygu durumu ve fizyolojik belirtiler birbirine yakın olduğu için bu ikisinin karıştırılmasına neden olmaktadır. Birbirine karıştırılan bu durumda çok önemli bir ayrıntı unutulur: Öfke kendimizi korumak için geliştirdiğimiz bir içgüdüdür; surat asmak ise bir davranıştır. Duygu ve davranışın ilişkilerde farklı anlamları vardır. Duygu, sadece bizi ilgilendiren bir hususken, davranışlarımızın muhatabı karşımızdakidir; yani duygu davranışa dönüşmüş, karşımızdakini de ilgilendirir hale gelmiştir. Surat asmak bir duygu değildir; davranıştır. Bir duruma karşı iç dünyamızın, vücudumuzun geliştirdiği duygusal bir tepki değildir; bir tutumdur.
 
Birisine güven vermeye çalışmak ile güvenilir olmak farklıdır. Birisine ne kadar güven vermek için çabalarsan çabala, bu gerçek bir güven oluşturmaz. Sen güvenilir briiysen ve karşındaki sana güvenmiyorsa bu onun sorunudur; ama güven vermeye çalıştığın halde sana güvenmediğini söylüyorsa, burada düşünülmesi gereken bir taraf var bence.
 
 Ailesinde değer arayışı davranışları sergileyen bir çocuğun yetişkin olduğunda çevresiyle de aynı şekilde ilişki kurmaması imkansızdır, çünkü bu onun bildiği tek ilişki biçimidir. Bunun dışındaki tüm davranışlar onda bencil davrandığı hissi, suçluluk duygusu oluşturacaktır.
 
 Kendimize yetmek, insanlara ihtiyaç hissetmemek değil, onlara duyduğumuz ihtiyacın bizi kendimiz gibi davranmaktan alıkoymamasıdır.
 
 Kişi ilişkilerinde, kendisi gibi değil de çevrenin beklentilerine göre hareket ediyorsa, ailesinin, karşı cinsin, arkadaşlarının, toplumun kendisinden beklentilerini karşılamaya çalışıyorsa, onların kendisi hakkında olumsuz düşünmemeleri, kendine kırılmamaları için olduğundan farklı davranıyorsa kendini değersiz hisseder.
 
Kaybetme korkusunun en çok açığa çıktığı yer kavga anlarıdır.
 
 Ayrılık, iki kişinin kararı olmalıdır.İki kişinin birlikte almadığı bir ayrılık kararında kişiler görüşmelerini kesseler dahi zihinlerinde o ilişkiye devam ederler.
 
 “Özür dilerim” cümlesiyle biten her sorun , halının altına itilmiş tozlar gibidir. Özür hiçbirşeyi çözmez.
 
 Kişinin kendisi buna razı göstermediği sürece hiç kimse karşısındakinin hayatını gerçek anlamda daraltamaz, yönlendiremez.
 
 İlişki sadece bir ilişkidir. Kişilik yapımızdaki eksiklikleri tamamlamaz,onları gidermez,mutsuz bir hayatı mutluluğa çevirmez,çeviremez. Hepimizin birey olmayı,kendi hayatına yetmeyi öğrenmesi gerek.Kendine yetebilen birisi,karşı cinsle kurduğu ilişkiyle  hayatını renklendirir,daha da mutlu olur.
Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 22 Şubat 2014 in kitaplık

 

Etiketler: , , , , , , ,

Okudun mu nerden bileyim bişi de bari :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: